Etiket Arşivi: zombi filmleri izle 2013

Medeniyetin Külleri Zombi Hikayesi

21 May

-HER ŞEYDEN HABERSİZ -

[size=2]Son zamanlarda dizilerde , video oyunlarında , Hollywood’da sıkça işlenen, insanların ilk başta ciddiyetsiz yaklaştığı , daha sonra “acaba ?” diye düşündüren “Yaşayan Ölüler” veya diğer adıyla “Zombiler” en eski çağlardan beri var olan bir mittir . İşte varlıkların belki de kimsenin aklının ucundan bile geçmeyeceği bir yer olan Antalya’da ortaya çıkmasını konu alan bu hikayeyi 2 farklı karakterin bakış açısıyla okuyacaksınız .

“Bel kilidim nereye kayboldu şimdi ?” diye hayıflandı Ata . Bu şekilde 1300 m yüksekliğinde olan bu dağdan inmesi mümkün değildi . Çadırına girip etrafı iyice kolaçan etti . Çadırı küçüktü ama yinede bulamıyordu . Sonra sırt çantasını aldı , elini daldırdığında soğuk bir metale temas etti . Çekip çıkardığıda bel kilidi olduğunu gördü . Dikkatlice belindeki kemere takıp çadırdan çıktı . Derin bir nefes aldı , fakat burnuna bi koku geldi . Yanık kokusuydu bu , ama çok hafif geliyordu . Karşıya , bulunduğu kovuk gibi yerden etrafa baktı , ama bulutlar görüşünü engelliyordu . Malzemelerini toplayıp , kilitlerinin son kontrollerini yapıp dağdan kendini sarkıta sarkıta inmeye başladı .

Ata sarımsı saçları , yeşil gözleriyle tipik Türk erkeği sınıfının dışında kalıyordu . İnsanlar onu yüz şekli olarak Jake Gyllenhaal’a benzetiyordu . İnerken düşüncelere dalmıştı Ata . İş hayatından uzaklaşıp biraz temiz hava almak iyi gelmişti . Ata 22 yaşında bir üniversite öğrencisiydi . Akdeniz üniversitesinin hukuk bölümünde okuyordu . Bu sene zorlu geçmişti , finallerden dolayı beyni haşat olmuştu , ailesinin de tamamen İngiltere’ye taşınması Ata’yı iyice zora sokmuştu . Ata’ya sadece para gönderiyorlardı , ama onun dışında herhangi manevi bir destek yoktu . Bu da atayı biraz uzaklaşmaya itmişti . İnsan Antalya’da okuyunca tatil olanaklarıda bir hayli fazla oluyordu . Ata rafting , dağcılık , kayak gibi extrem sporlarla çok ilgiliydi . Dağ havasının iyi geleceğini düşünüp engin dağcılık bilgileriyle yaklaşık 1 haftalık bir maceraya kalkışmıştı .

Bu 4. günüydü ve o lanet kilidi şimdiden sorun çıkarıyordu . Yere inmesine 10 metre kala kilidi sıkışmıştı 2.5 saattir inişteydi . Hava kararmak üzereydi . Yanık kokusu da iyice yoğunlaşmıştı . Kilidine 1-2 defa vurarak düzeltti ve yere indi . Yukarı baktığında büyük siyah bir duman tabakası gördü . Dumana doğru gitmeye başladı fakat bir müddet sonra ağaçlar dumanı görmesini engellemeye başladı . Daha dağın ilk katmanındaydı , hala inmesi gereken 700 metre vardı , basamak gibiydi dağ . Ağaçların arasından bir yamaç gördü Ata , yamaca doğru gitti , aşağı baktığında çok ilginç bir görüntüyle karşı karşıya kalmıştı . Antalya semalarında 3 belki daha fazla helikopter dolaşıyordu . Şehir yer yer hareketli görünüyordu , özeliklede limanda bir kıpırdanma vardı . İnsanların iş güç koşturmasıdır diye düşündü Ata . Ama bu helikopterleri açıklamıyordu . Birden heyecanlandı , gözleride yaşarmaya başladı , sonra bunun dumandan olduğunu farketti , etrafına bakınmaya başladı . Sonra taştan küçük bir kulübe gördü . Yanında ise yüksek bir yığın yanıyordu . Dumanın kaynağı orasıydı . Merakına engel olamamasından ve çadırını kuracak güzel bir yere ihtiyacı olduğundan kulübeye doğru gitmeye başladı . [/size]

[size=3]4 Gün Önce [/size]

[size=2]Subutay oldukça sinirliydi . En iyi arkadaşının nişanlandığını en son öğrenen kişi olmuştu . Düşündükçe deliye dönüyordu . Üstelik nişanlandığı kişi belkide dünyanın en sinir bozucu insanıydı . Sonra “Egemen ne olursa olsun benim arkamda olurdu” diye düşündü . “Bende aynını yapmalıyım” dedi içinden . Arkadaşları bekarlığa veda için sahilde içiyorlardı . Subutay Ankara’dan yeni geldimişti Antalya’ya . Yol yorgunu olduğunu söylerek gitmemişti onlarla , tabi buna kimse inanmamıştı , kendisi de dahil .

Üniversiteye kadar oldukça sakin biriydi Subutay ama sonuçta Ankara’da sosyal bilimler okuyordu , düşünceleri ve bölümü gereği sık sık eylemlere gider , kavga eder olmuştu . Onu bu hayattan çekip alacak veya akıl verecek kimsesi yoktu . Anne ve babasını 6 yaşındayken trafik kazasında kaybetmişti . O zamandan beri amcası ve yengesi yetiştirmişti Subutay’ı . Bir ailenin sağlaması gereken hiç bir ortamı sağlamamışlardı , hatta bunun için çaba bile göstermemişlerdi . Dışardan her ne kadar dayanıklı gözükse de tüm bu yaşadıkları onda belkide asla kapanmayacak yaralar açmıştı .

Yine dalıp gitmişti Subutay , ayağa kalkıp banyoya gitti . Yüzüne buz gibi suyu çarptı ve aynaya baktı . Gözleri siyaha yakın bir kahverengiydi , çok anlamlı bakıyordu gözleri , saçları simsiyahtı . Yüzü ne kemikli ne de tombuldu . Temiz bir yüzü vardı , yakışıklı bulurdu çevresi onu . Ama pek kız arkadaşı olmamıştı , en azından aşık olduğundan beri . Telefonunun çalmasıyla irkildi . Arayan en iyi arkadaşı Egemen’di . ” Ne var yavşak ?!” diye açası geldi Subutay’ın . Sonra sakinleşti . “Alo” diyerek açtı telefonu . “Kardeşim keşke gelseydin ya.” dedi Egemen . Subutay “Yorgunum , belki sonra uğrarım” dedi . “Peki kardeşim , bekliyoruz . Burada çok ilginç bir manzara var , yani vardı . Kocaman ışıklı bir gemi vardı . Şu büyük yolcu gemileri gibi , sonra aniden tüm ışıkları büyük bir gürültüyle söndü” dedi Egemen . Subutay onun ilgisini çekip oraya getirtmeye çalıştığını düşündü . “Hıı ne güzelmiş” dedi Subutay soğuk bir şekilde . 30 saniye kadar daha konuşup kapattılar telefonu . Sandalyesine yayıldı Subutay . Tavana bakarak dönmeye başladı . Sonra ” Ne olursa olsun arkasındayım !” diye düşündü ve ayağa kalktı . T-shirtini değiştirdi , anne ve babasının resmine göz ucuyla bir baktı . Sonra sahile doğru yola çıktı . Çok uzak değildi sahil , anne ve babasından kalan tek şey olan bu evin yeri gerçekten güzeldi .

Sahile vardığında kimseyi göremedi . Telefonunu çıkarıp Egemen’i aramaya başladı . Açmıyordu Egemen , işte bu ilginçti . Sonra yerde yatan birini gördü , ayyaşlardan biridir diye düşündü . Sonra adamdan bir inleme sesi geldi . Adamın yüzüne baktığında adeta dehşete düştü , adamın gözleri bembeyazdı , göz altları garip bir şekilde çatlamıştı , yanağı tamamen çürümüş ağzının içi görünüyordu ! . Subutay korkudan yere düştü . Sonra kalkıp arkasına bile bakmadan koşmaya başladı . Sonra bir telefon sesi duydu . Egemen’in telefonuydu bu , kendi telefonuna baktığında aramanın açık kaldığını gördü . Sesi takip etmeye başladı , sahildeki duşların ordan geliyordu .Dikkatlice duşlara yaklaştı , içeri girdiğinde bir “şap” sesi geldi . Yere baktığında kanlı bir su olduğunu gördü . “Geri mi dönsem ?” dedi kendi kendine . Fakat korkarak ve istemsiz bir şekilde ilerledi . Bakakalmıştı , Egemen suratındaki kan lekeleriyle yere uzanmıştı ve bacağında yarayla acı içinde kıvranıyordu . [/size]

Ateşe yaklaştıkça gelen koku insanın midesini kaldırır cinsten olmaya başlamıştı . Ata boynuna sarılı olan atkısını burnuna doğru çekti . Sonra aniden “Bir adım daha at ve o kokuşmuş beynine elveda de seni pislik !” diye bir bağırış duydu . Ata kıpırdayama’dı , o cesareti bulamadı kendinde . Etrafına bakındı , kulübe 5 metre önündeydi , ateşin sıcaklığı da gelmeye başlamıştı ama adamı göremiyordu

Birden ateşin arkasından elinde av tüfeği olan yaşlıca bir adam çıkageldi . Ata büyük bir korkuyla “Ateş etmeyin ben sadece tatilciyim ne olur ateş etmeyin !” diye yalvarmaya başladı adama . Kendini korku filminde gibi hissetti . Ata’nın beklediğinin aksine adam “Güzel , konuşabiliyorsun” şeklinde garip bir cevap verdi ve silahını indirdi . Ata ne olduğunu anlayamadı ,tam gitmeye yeltenmiştiki adam “Evlat , şunu taşımama yardım edermisin , her ne kadar yeni tanışmış olsak da bu gerçekten acil bir durum.” dedi . Ata biraz merakından biraz da göt korkusundan “Tabiki.” dedi ve adamın yanına doğru gitti . Adamın taşımak istediği şeyi görünce şok geçirdi ! Bu bir cesetti , en azından cesetten geriye kalanlardı .

Cesedin hemen hemen her yeri çürümüştü . Adam “Merak etme onu bu hale ben getirmedim , ama burda çok korkunç şeyler oluyor.” dedi . “Ona ne şüphe” diye düşündü içinden Ata . Adam ” Buraya oldukça zehirli bir akrep türünü araştırmaya geldim . Bu lanet yaratıklar şehre 3-4 gün önce gelmişler . Karımla dün konuşabildim , söyleyebilgiği tek şey “Sakın buraya gelme , eğer onlardan bir tanesini görürsen öldür , ama öldürdüğüne emin…”” adam devam edemedi konuşmaya . Sonra “Keşke onları bırakmasaydım” dedi sessizce . Ata adama acımıştı , onun durumuna düşmekten korktu . Birden aklına helikopterler geldi . Tam soracaktı ki birden yüzüne kan sıçradı .

O şeylerden biri arkadan adamın boynunu ısırıyordu . Ata donup kalmıştı , sanki bir korku filmindeyi . Gerçek dünyaya dönmeliydi , ama hareket edemiyordu . Sonra anlık bir kuvvet bir cesaretle yere düşen av tüfeğini alıp bir el ateş etti . Yaratığı vurmuştu , fakat adamda yerde cansız bir şekilde yatıyordu .

Ata’nın hala aklı almıyordu , resmen az önce birinin boğazının parçalanışını izlemişti . Sonra orda daha fazla kalamayacağını farketti . 5 dakika daha orada oyalanıp olanları düşündü . “Ya sadece burda değilde yurtdışında da durum böyleyse , ya aileme bir şey olursa” diye düşünmeye başladı . Sonra kendini topladı ve yeniden inişe geçti .

Korku , endişe ve merak karışımı bir duygu vardı içinde . Midesi bulanmaya başladı ve henüz havadayken kustu . Aşağı inmesi 1 saatini almıştı . Çok yüksekte olmayan bir patikadaydı , arabası patikanın başlangıcındaydı .Koşmaya başladı Ata . Yorgunu ama durmaya korkuyordu . Arabasına bindiğinde soluk soluğaydı , heyecandan anahtarı yerleştiremiyordu . Derin bir nefes aldı ve arabasını çalıştırdı . Sonunda yola çıkabilmişti .

Hava kararmak üzereydi ama aylardan Ekim olduğundan hava ılıktı . Radyo kanallarını gezmeye başladı , tüm kanallarda cızrtıdan başka bir şey yoktu . Derken kanalların birinde bir ses duydu . Adam sesiydi , tam anlaşılmıyordu . Ata adamı dinlemeye çalışırken birden önüne biri fırladı ! Son anda direksiyonu kırıp 20 metre boyunca kayarak durabilmişti . Gözleri faltaşı gibi açılmıştı Ata’nın . Geriye baktığında yüzü toz içinde olan , 20′li yaşlarda bir kız olduğunu gördü . [/size]

[size=3]4 Gün Önce [/size]

[size=2]“Egemen !” diye bağırdı Subutay . Hemen koşup Egemen’in yanına eğildi . Dili tutulmuştu ikisininde , Subutay zar zorda olsa “Nasıl?” kelimesini çıkarabilmişti ağzından . Egemen’den ise acı dolu bir inleme sesi geldi . Subutay bu sefer “İyi misin ?” diye sordu . Egemen “Canım çok acıyor , ama kendime geldim” dedi . Subutay tam konuşacaktı ki Egemen sözünü kesti “Hemen gitmeliyiz burdan , birden denizin içinden geldiler . Önce turist falan sandık , ne de olsa yılın bu zamanı bir tek onlar denize giriyor . Sonra birden Mert’e saldırdı bir tanesi … Isırdılar Mert’i !” dedi . Bunu derken ağlıyor gibiydi . “Onlar zombi , onlar yaşamıyorlar !” diye sayıklamaya başladı Egemen .

Subutay dumur olmuştu bira anda . Bu cümleyi gerçek hayatta duymak , içinde bulundukları durumda duymak tüylerini ürpertmişti Subutay’ın . Sonra düşündü , aslında zombiler hakkında ne biliyorduki , sadece ticari medyadan duydukları vardı . Ne yapması hakkında en ufak bir fiktir yokutu . Biraz korkudan biraz da bu çaresizlik hissinden kurtulmak için “Hadi kaldıralım seni ve gidelim buradan” dedi . İnleyerek kalktı Egemen , dışarıda ses yoktu , Egemen’in yürümesine yardım ederek dışarı çıktılar . Yerde yatan zombi kaybolmuştu .

Egemen bu halde çok fazla yürüyemezdi . Hızla taksi durağına doğru gittiler , taksisinde oturan taksicinin hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi bir hali vardı . Şaşırmışlardı , taksiye bindiler ve hiç konuşmadan Subutay’ın evine gittiler . Eve vardıklarında Subutay “Polise’mi gitsek , inasnları uyarmalıyız” dedi . Egemen cevap vermedi . Sonra Subutay “Bizimkiler , diğerleri nerede ?” diye sordu . “Kaçtılar” dedi Egemen . “Vay şerefsizler” dedi Subutay .

Egemen’i koltuğa yatırıp yarasına bakım yapmışlardı . Çok derin bir yara değildi . Egemen’in söylediğine göre zombilerden kaçarken kırık bira şişesi üstüne düşüp yaralanmıştı . Egemen uyuya kalmıştı yorgunluktan . Subutay’da göz kapaklarını taşıyamaz olmuştu . Sonunda Subutay’da korku dolu dakikalardan sonra gerçek dünyaya uyanma umuduyla kendini düş perisinin ellerine bıraktı .

4-5 saat sonra gürültüye uyandılar . Subutay pencereden dışarı baktığında diyecek kelime bulamadı . Sokaklarda tam bir kaos vardı . Bu kadar kısa sürede olması daha da korkutmuştu Subutay’ı . Her şey biranda olmuştu , etrafta hiç polis veya asker yoktu . Sadece koşuşturan ve bağıran insanlar vardı . Subutay “Gitmeliyiz” dedi sakin bir ifadeyle.”Nişanlımı da almalıyız” dedi Egemen . Subutay’ın tavır yapacak durumu yoktu . Hemde hiç yoktu . “Taman” dedi . Hazırlandılar , temel ihtiyaçları sırt çantalarına doldurdular . Subutay 9 mm’lik silahını beline koydu . Üniversitenin ilk senesinde almıştı bu silahı , yanında taşımayı pek sevmiyordu ama buna mecburdu .

Çıkmadan önce televizyonua bir baktılar . Hemen hemen her kanalda acil durum yayını vardı . Tek söyledikleri şey ise”Kırsala doğru gidin , devlet resmi bir açıklama yapana kadar da orada kalın” dı . Bazı kanallar halkı daha da tedirgin etmek istercesine “Kıyamet” , “Yaşayan Ölüler” , “Biyolojik Saldırı” gibi başlıklar kullanıyordu . Televizyonu büyük bir hışımla kapatıp Subutay’ın arabasına bindiler

Egemen’in nişanlısının evine gidene kadar gördükleri manzara içler acısıydı , kimisi çocuklarını kucaklamış yayan kimisi arabasıyla son hız dağlara doğru gidiyordu . Onları gözmezden gelerek nişanlısının evine varmışlardı . Fakat evin kapısı aralıktı .Subutay Egemen’e “Sen bekle” dedi ve silahını çıkarıp eve doğru yürümeye başladı

Arbadan inip inmeme konusunda tereddütleri vardı Ata’nın . Kıza daha dikkatli baktı , insan olduğuna emindi , oldukça korkmuş bir hali vardı . Fakat bu korkuya sebep olan şeyin az daha çarpılacak olmasımı yoksa daha farklı bir şeymiydi anlayamadı Ata . Kız arabaya doğru gelmeye başladı . Ata arabadan inmeye karar verdi , yan koltuktaki av tüfeğine baktı fakat yanına almadı . Bu kızı daha da korkutabilirdi .

Kızla aralarında 5-6 metre vardı , solgun görünüyordu . İlk konuşan konuştu , “İyi akşamlar, iyimisiniz ?” . Sonra düşündü , ne kadar saçma bir cümle olmuştu . Hele o gün gördüklerinden sonra . Fakat kız cevap vermedi , sendeleye sendeleye Ata’ya doğru geliyordu . Bir an için endişelendi Ata . “Yanlışmı gördüm acaba ?” diye düşündü , sonuçta hava kararmıştı baya . Kız o yaratıklardan biri olabilirdi .

Kız aniden olduğu yere çöktü , “Lütfen yardım edin , ormandalar , babamın bağırışlarını duydum … Sonra .. sonra o yaratık kovaladı beni” dedi kız . Sonra aniden başını kaldırıp “Su ! Çok susadım” dedi . Ata yanından hiç ayırmadığı matarasını kıza uzattı . Elleri titreyerek içmeye başladı kız .

Kız suyu içince biraz kendine gelebilmişti . Ata bunu fırsat bilip “Burada kalamayız , hava karardı , onlar heryerdeler , şehre gitmeliyiz” dedi . Kız “Babam , o hala ormanda” dedi . Ata “Onun için üzgünüm , ama şehre gitmeliyiz , yarım yamalak bilgilerle burda durmak tehlikeli” dedi . Kız “Ama…” dedi akat cümlesini tamamlayamadan bayıldı . Ata kızı kucakladı ve arabasının arka koltuğuna yerleştirdi . Şehire gitmeye başladılar .

Yaklaşık 1 saat boyunca hiç bir sorunla karşılaşmamışlardı . Ata radyoda bulduğu kanalı netleştirmeye çalışıyordu . Bir 2 dakika kadar uğraştı , ses aniden netleşti , bir adam sesiydi . “Hayatta kalanlar , kaçamayanlar limana gelsin , gemimiz kalkmak üzere” diyordu . Bu tekrar eden bir kayıttı , Bu da çok geç kalmış olabileceği anlamına geliyordu .

Limana yarım saatlik yolları kalmıştı . Çevrede kimse yoktu . Binalar bomboştu ve tek bir araba bile yoktu . Biraz yavaşlamıştı , çevreyi izliyordu . Aniden omzunda bir el hissetti . Kız uyanmıştı , ilk cümlesi ise “Neredeyiz ?” olmuştu . “Limana gelmek üzereyiz” dedi Ata . Kız biranda Ata’nın sırtına vurmaya başladı . Az daha kaza yapıyorlardı , son anda frene basıp durdu Ata . Kıza dönüp “Ne yaptığını sanıyorsun sen ?!” diye bağırdı Ata . “Benden izinsiz nasıl buraya getirirsin beni ?!” diye karşılık verdi kız . Ata “Mecburdum , orada kalamazdık . Dün gözlerimin önünde bir adamın boğazının parçalanaşını izledim , baban için üzgünüm fakat pişman değilim . Doğru olanı yaptım , eğer geri dönmek istiyorsan keyfin bilir , tutan yok” dedi . Kız susmuştu , üzgün ve çaresiz görünüyordu . Ata bir an pişmanlık duydu , sonra “Bak ikimizde gerginiz , üzgünüz , korkuyoruz . Ama biraz daha sakin olmalıyız . Kendimi de tanıştırmadım . Ben Ata” dedi . Kız ilk önce cevap vermedi , sonra Ata’ya bakıp “Benim adımda Aylin , Antalya valisinin kızıyım” dedi . [/size]

[size=3]2 Gün Önce [/size]

[size=2]Subutay kapıyı ayağıyla hafifçe ittirdi . İçerde hiç ses yoktu . Normalde pek umrunda olmazdı Selin. – Bu arada Selin , Egemen’in nişanlısının ismi – Hoşlanmazdı Selin’den , Egemenle bu konuda 1-2 defa kavga da etmişlerdi . Bir anda nişanlanmaları koymuştu Subutay’a . Ama söz konusu ölüm-kalım meselesi olunca bu düşüncelerinin hiç bir önemi kalmıyordu . O korkuyu biliyordu , aklına Kızılay Meydanı’ndaki eylemler geldi . Silahını sadece orda ve bir kere kullanmıştı , onda da havaya ateş etmişti .

Evin içinde kimse yok gibiydi , ama ev 2 katlıydı . Üst katıda kontrol etmeliydi . Yavaş adımlarla merdivenleri çıkmaya başladı . Aniden bir ses duydu , hırlama sesiydi . Subutay’ın kalp atışları hızlandı . Kaçmayı düşündü , ama çıkmaya devam etti . Merdivenin bitiminin sağında bir koridor uzanıyordu . Kafasını hafifçe uzatıp baktı . Zombinin biri eğilmiş kapının altından girmeye çalışıyor gibiydi . Subutay hemen çekti kafasıı , ne yapacağını düşünmeye başladı . Silahı vardı ama zombinin neresine ateş etmesi gerektiğini bilmiyordu . Filmlerde ve oyunlarda hep kafaya ateş ederlerdi . Yinede emin olamazdı , denemekten başka çaresi yoktu . Tam dönüp ateş edecektiki “Seliiin ?!” diye bir bağırış duydu . Egemendi bu , halbuki ona arabada kalmasını söylemişti Subutay , “Aptal” dedi içinden .

Zombi Egemen’i duymuştu , Subutay’ı farketmeden merdivene gelmeye başlamıştı . Derin bir nefes aldı Subutay ve çıkıp 2 el ateş etti . Zombi yere düşmüştü , hareketsizdi . Kurşunlardan biri göğsüne diğeri ise kafasına isabet etmişti . Tiksinerek de olsa gidip zombiye bir tekme attı . Hala hareketsizdi , “Egemen orada kal , geliyorum şimdi” dedi Subutay . Zombinin zorladığı kapı açılmıştı , içerden Selin çıktı . Oldukça güçlü görünüyordu , sarsılmamıştı , ağlamamıştı yani . “İyimisin ?” diye sordu Subutay . “Evet , bende tam kaçışımı planlıyordum , fakat pek yaratıcı fikirlerim yoktu . İyiki geldiniz” dedi. Sonra birden “Aşkım nerede ?” dedi Selin küçük bir kız edasıyla . Bir anda Selin’le ilgili bütün düşünceleri geri geldi Subutay’ın . “Aşağıda , hadi gidelim” dedi soğuk bir tavırla .

Aşağı indiklerinde Egemen ve Selin doyasıya sarıldılar birbirlerine , Subutay’sa ihtiyaçları olabilecek şeyleri toparlayıp arabaya geçti , hemen ardından onlarda geldi . Egemen “Nereye gidiyoruz ?” dedi . Subutay “Kırsala dağlara” dedi . 2-3 dakika kimse konuşmadı . Bu sessizliği bozan Selin ” Beni kurtardığınız için teşekkür ederim ederim , zombide olsa beni için birini vurdun” dedi . Cevap vermedi Subutay .

Şehirdeki insanlar kaybolmuş gibiydi , çoğu limana akın etmişti , bazıları kırsala gitmiş , bazıları ise kaçamamıştı . Ama kimse ne olduğu hakkında net bir bilgiye sahip değildi . Arabayla devam ederlerken ilerde bir zombi gördüler . Subutay hızlanmaya başladı , Egemenlere bakmamıştı bile, içini büyük bir öfke kaplamıştı bir anda . Çarpmak üzerelerdi zombiye , git gide hızlandı , hızlandı , tam çarpmak üzerelerken beyninden vurulmuşa döndü Subuty , zombi arkadaşları olan Mert’ti ! . Ayağını gazdan çekmişti ama durmak için çok geçti , büyük bir sarsıntıyla çarptılar . Takla atarak yere düştü Mert .

Biraz yavaşladı Subutay , ama durmadı . Kimse bir şey dememişti çarp ya da çarpma diye . Yollarına devam ediyorlardı . “İnsanlığın , medeniyetin öldüğü an geldimi ?” diye düşündü Subutay … [/size]

[color=#FF0033][size=4]İŞLER SARPA SARIYOR [/size][/color]

[size=2]Son yaşadığı olaylardan sonra pek şaşırmadı Ata . Sonra birbiri ardına sorular sormaya başladı , “Vali mi ? , ormanda ne işiniz vardı ? . Üstelik yalnız başınıza , korumalarınız yokmuydu ?” Aylin biraz afallamış görünüyordu , sonra derin bir nefes alarak soruları yanıtlamaya başladı “Babama onunla doğru düzgün vakit geçiremediğimizden yakınıyordum , o da en sonunda “Nedersin eskisi gibi baba kız kamp yapalım mı ?” dedi , koruma olmaması şartıyla kabul ettim , sonuçta eski günlerdeki gibi demişti . Neyse , sonra ormana gittik , çadırlarımızı kurup yayıldık , sonrası da tahmin edeceğin üzere…” cümlesini bitiremeden yutkundu . “Baban için , senin için üzgünüm ” dedi Ata . Aylin teşekkür edercesine başını salladı . “Eğer bir mahsuru yoksa devam ediyorum ?” dedi Ata . “Olur , bu arada neden limana gidiyoruz ?” diye sordu Aylin . Ata radyodan duyduklarını ve dağdan inerken gördüklerini anlatmaya başladı.

Limanı görüyorlardı , ama arabayla ulaşmaları mümkün değildi . Yollar boş arabalar tarafından tıkanmıştı , “Anlaşılan insanlar beklemeye tahammül edememiş” diye düşündü içinden Ata . Eşyalarını toplayıp yola yayan devam etmeye başladılar . Bazı arabaların içinde ve yerlerde cesetler vardı . Etraf o kadar sessizdiki Ata bir an için korkudan oldukça sıklaşmış olan kalp atışlarını Aylin’in duymasından endişe etti .

Ne hareket halinde bir gemi ne de insanlardan bir iz vardı . Fakat etraftan az çok neler olduğunu çıkarabiliyordu Ata . İzdiham yaşanmış gibiydi , yer yer yeni sönmüş ateşlerden çıkan dumanlar vardı . Ata Tam gördüklerini aklında birleştirmeye çalışırken Aylin’in sesiyle irkildi “Kimse yok burda , hatta aşırı sessiz . Bence geri dönmeliyiz” dedi . “Buraya kadar gelmişiz , biraz daha bakınalım , belki bir tekne bulup ikimiz denize açılırız” dedi . Aylin pek sıcak bakmıyordu bu fikre . “Hiç bir şey bilmiyoruz , bilgisizlik bazen bir çok şeyden daha çaresiz bırakabiliyor insanı, arabamıza binip hiç durmadan gitmeliyiz” dedi Aylin . Ata ” Peki ya benzinimiz bitince ne olacak ? Bize daha kesin çözümler lazım . Bir tekne alıp açılmalıyız . Bir şeye ihtiyacımız olduğunda da karaya çıkıp alacağımızı alırız ve yine açılırız” dedi . Aylin düşündü , mantıklıydı aslında tam peki diyecekken “Ama ilk önce radyodaki kaydın yayınlandığı yeri bulmalıyız . Limana yaklaştıkça netleşti , buralarda bir yerde olmalı ve tek olası yer şurdaki stüdyo gibi duruyor” diyerek 3 katlı bir binayı işaret etti Ata

Binaya ön taraftan girdiler . En üst kata kadar hiç bir kapı görmediler , en üst katta ise kilitli bir oda vardı . Ata kapıyı baya zorlamasına rağmen açamamıştı . Biraz geri çekildi , tam koşup kapıya omuz atacakken kapı aralandı . Ama hala içerden zincir kilidi vardı . Bir adamın suratı göründü . “Ne istiyorsunuz ?” dedi adam sakin bir ses tonuyla . Ata “Radyoda insanları limana çağıran bir kayıt duyduk , bir adam . Sizmiydiniz o ?” diye sordu . Bu soru üzerine adam bütün olan biteni anlatmaya başladı “Hayır , o benim kardeşimdi , insanları gemiye doldurup kaçırmaya çalıştı , kurtarmaya çalıştı . Biraz açıldıklarında ise gemileri durdu . Sonra daha büyük bir gemi göründü ve onlara yaklaştı . İki gündür hareketsiz iki gemide . Dikkatli bakarsanız hala açıkta duruyorlar.” “Peki siz neden kardeşinizle gitmediniz ?” diye sordu Aylin kuşkucu bir tavırla . Adamın yüz ifadesi değişmiyordu , yine aynı sakinlikle “İnanç meselesi” dedi . “Kardeşim yaşamaya yaşatmaya çalışıyordu , halbuki o yaratıklar tanrının gönderdiği cezalandırıcılar , günahkarlar için geldiler , kardeşim buna engel olmaya çalıştı , tanrıya yardım etmesi gerekirken..” dedi ve hemen kapıyı kapattı .

Ata ve Aylin şaşkınlıkla birbirlerine baktılar . Sonra 3 el silah sesi duydular . Odadan gelmişti , “Hey , iyimisin ?” diye adama seslendi Ata . Adam kapıyı açmadan bağırarak “Gayet iyiyim , sizin olacağınız aksine..günahkarlar.” dedi . O an Aylin her şeyi anlamıştı ! Adam onları kurban ediyordu ! Ata’ya baktı , o da anlamış görünüyordu . Hızla kaçmaya başladılar , binadan çıktıklarında ise yaklaşık 50 metre ötede silah sesine gelen zombi sürüsünü gördüler . Ata’ları farkettiklerinde zombiler de hızlandı . “Tekne bulmalıyız” dedi Ata . Aylin “Saçmalama ! hemen buradan gidiyoruz” dedi . Bunu öyle bir söylemiştiki itiraz edememişti Ata. Arabaya doğru koşmaya başladılar . Aylin daha önde koşuyordu , Ata ona yetişme çabasındayken birden üzerine zombilerden biri atladı . Yerde boğuşuyorlardı , şerefsiz ısırmaya çalışıyordu , Ata çakısını çıkardı ve bir kaç defa zombinin karnına sapladı . Ama zombi bir gıdım etkilenmemişti , zombiyi tutacak gücü kalmamıştı ve dahasıda yoldaydı . Tam Aylin nerede diye düşünürken zombi üzerine yığıldı , bir şey duyamıyordu Ata.

Aylin’i gördü , elinde nerden bulduğunu anlayamadığı tabancayı ürkek bir şekilde tutuyordu . Daha sonra Ataya doğru gelip kaldırdı . Zombiler diplerine kadar gelmişti , hızla arabaya doğru ilerlediler . Ata’nın şoku geçmişti , arabaya bindiler . Onların hemen ardından zombiler gelip arabaya saldırmaya başladılar . Bir kaçı arabanın üzerine çıkmıştı . Ata arabayı çalıştırdı , vitesi taktı ve hızla gaza bastı , zombiler patır patır aşağı döküldü bazıları ise arabanın altında kaldı . Zar zorda olsa Kemer yoluna çıkmayı başardılar .

Artık limanı kurtuluş yolu listesinden silebilirlerdi . 20 dakika ikiside ağızlarını açmadı . Sonra Ata “Herhangi bir fikrin varmı nereye gideceğimiz konusunda ?” diye sordu . Aylin “Babamın villası vardı , bir dağ evi , av köşkü ne dersen işte . Oraya gidebiliriz ” dedi . “Olur” dedi Ata . Sonra “Vali kızı olmak güzel bir şey heralde” diye düşündü içinden . Aylin’e baktığında ise bir anda siliniverdi bu düşüncesi .

Güneş doğmak üzereydi , sakindi yol , fakat ilerde bir hareketlenme vardı . Yaklaştıkça bunun bir arabanın yanında el sallayan 3 kişi olduğu gördüler . 2 erkek ve 1 kız

[size=3]1 Gün Önce [/size]

[size=2]Subutay gözlerini açtığıda havanın kararmak üzere olduğunu gördü , ön koltuğa baktı , arabayı Egemen kullanıyordu . Selin ise arkada yanında uyuyordu . Dikkatlice öndeki yan koltuğa geçti . “İyi akşamlar efenim” dedi sessizce Egemen . Subutay gülümsedi , “Neredeyiz ve kaç saattir yoldayız ?” dedi . Egemen “Sbahın ilk ışıklarından beri yoldayız , 1-2 defa kayboluk , Saklıkent’e doğru ilerliyoruz , belki karlı soğuk yerlerde yaşayamazlar o yaratıklar diye düşündüm . Benzinimiz ise bir hayli azaldı” dedi Egemen . Tepki vermedi Subutay , morali bozulmuştu uyanır uyanmaz . Sonra “Yorgun görünüyorsun , geç arkaya uyu ben devam ederim” dedi . “Çok iyi olur” dedi Egemen . Hemen yer değiştirdiler , Egemen arkaya geçti . Selin uyanır gibi oldu, sonra Egemenle sarılıp uykusuna devam etti .

2.5 saattir Subutay kullanıyordu , hiç durmuyorlardı ama benzinleride gitgide azalıyordu . Bazı yollar tıkalı olduğundan yolu uzatmaları ve bazende kaybolmaları işleri daha da zorlaştırıyordu . Olanları düşünüyordu Subutay . Her şeyin bu kadar hızlı olması , hükümetin ve askeriye’nin bir anda kaybolması -en azından Antal’ya için- , iletişimin bu kadar çabuk kopması , zombilerin birden bire ortaya çıkması … Aklı almıyordu Subutay’ın , cevaplar istiyordu . Böyle sorunlarla beynini yorarken gözü solundaki deniz manzarasına takıldı . Pek manzara değildi aslında , şehir ve deniz kapkaranlıktı . Derin bir sessizlik hakimdi şehre .

Subutay arabayı durdurdu , silahını , slinlerden aldığı fener ve dürbünü de yanına alarak dışarı çıktı . Egemenler hala uyuyordu , arabayı üstlerine kitledi . Arabadan en fazla bir kaç metre uzaklışyordu ama nolur nolmaz diye düşündü . Dürbünü alıp şehre bakmaya başladı , gözleriyle gezinirken gözü denizde bulunan bir karaltıya çarptı . O an anladı bunun o hep bahsedilen gemi olduğunu . Ama yanında 1 gemi daha vardı , fakat daha küçüktü .

Hiç hareket yoktu asıl gemide , geminin alt kısmına baktığında ise suda bir hareketlenme , bir fokurdama farketti . Sanki gemi içine su alıyordu . “Bir gemi neden içine su alır ?” diye düşündü . Sonra ” Dışarı bir şey çıkartmak için olabilir” diye cevap verdi kendine . Birden bir ses duydu , arabaya baktı . Egemen uyanmış cama tıklıyordu . Subutay kilidi açtı , Egemen dışarı çıktı . Bacağı hemen hemen iyileşmişti , nerdeyse koşabilir haldeydi . Subutay’ın yanına geldi . Sessizce durdular , Subutay gördüklerini anlatıp boşu boşuna merak ve endişe yaratmak istemedi . Zaten gem kaybolmuştu .

Egemen ” Annemlerle kavga ettiğim günden beri konuşmadım , Selin konusunda onlarda seninle aynı görüşteler” dedi birden . “Ama onu tanısan , gerçekten seversin” dedi . Sustu 1-2 dakika . Sonra patladı aniden , “Keşke kavga etmeseydim annemlerle , keşke bir kez daha konuşsaydım” dedi . Sesinden duyduğu pişmanlık anlaşılıyordu . Subutay tam konuşacakken Egemen devam etti , “Ama güçlü olmalıyım , ölüp ölmediklerini bilmiyorum sonuçta” diye kendine moral verdi ve “Haydi gidelim buradan” dedi .

Arabaya bindiler , sabah olmak üzereydi , Subutay marşa bastı ama araba çalışmadı , bir kere daha denedi yie olmadı . Bir biri ardına denemeler ardından Selin’de uyandı . “Neler oluyor ?” diye sordu . Subutay “Malesef benzinimiz tamamen tükendi . Burda mahsur kaldık” dedi. [/size]

[color=#FF0033][size=4]DOST MU DÜŞMAN MI ? [/size][/color]

[size=2]Ata ayağını hafifçe gazdan çekti . Böyle hassas durumlara alışmıştı , tüm olasılıkları gözden geçirmeye başladı . Yağmacı olabilirlerdi , çok olası bir durumdu . Limanda gördükleri o kaçık gibi de olabilirlerdi . Ama bu zordu . Sonra farketti ki onları hiç yolda kalmış , yardıma muhtaç insanlar olarak düşünmemişti .

Arabayı tamamen durdurdu Ata . Aylin’e döndü ve “Evet , ne düşünüyorsun ? Bir fikrin varmı ?” diye sordu . Artık kararları tek başına almak zorunda olmaması Ata’ya ayrı bir rahatlık veriyordu . Aylin’in yüzünde ise endişeli bir ifade vardı . “Ben..Ben bilmiyorum.” dedi . Ata’nın rahatlığı uzun sürmemişti . “Ama gerçekten yardıma ihtiyaçları varmış gibi duruyorlar ” dedi Aylin birden . Ata düşünmeye devam etti , eğer gerçekten iyi insanlarsa , çok daha güçlü olurlardı . Hayatta kalma olsaılıkları baya artardı

Gördükleri kişiler ellerini indirmiş şaşkın şaşkın Ataları izliyorlardı . “Bir şey yapmalıyız” dedi Aylin . Bunun üzerine ilerlemeye başladılar . “Konuşmadan niyetlerini anlayamayız” diye düşündü Ata . Arabayla insanların önünde durdular . Ata Aylin’e camı hafifçe açmasını söyledi ve “Arabanızmı bozuldu ?” diye seslendi dışarıya . “Sayılır , benzinimiz bitti ” diye cevap verdi erkeklerden biri . “Yapabileceğimiz bir şey varmı ?” “Eğer yedekte benzininiz varsa ve biraz verebilirseniz çok iyi olur ” “Malesef bizimde az kaldı , gitmek istediğiniz bir yer varmı ?” diye sordu Ata . Sonra bunun büyük bir hata olduğunu farketti , 2 dakikadır bile tanışmıyorlardı . Fakat bu hatasını telafi edemeden cevap verdi adam “Şehirden olabildiğince uzaklaşıp , kırsala , dağlara gidiyorduk . Ta ki benzinimiz bitene kadar , bakın biliyorum aklınızda bin bir türlü düşünce var , ama bize inanmalısınız . Sadece tüm bunlar bitene kadar hayatta kalmaya çalışıyoruz” dedi yine aynı adam . Ata konuşmayı baya samimi bulmuştu . Aylin’e baktı , o da olnukça ikna olmuş görünüyordu .

Ata “izninizle” dedi ve eğiliğ camı kapattı . Sonra Aylin’le ne yapmaları gerektiği konusunda konuştular . Beş dakika kadar tartıştıktan sonra , onlarıda yanlarına alıp , av köşküne götürmeye karar verdiler . En azından geçici bir süreliğine .

Ata camı tekrar açtı ve “Eğer isterseniz bizimle gitmekte olduğumuz dağ evine gelebilirsiniz” dedi . Kızla kol kola olan adam “Minnettar oluruz , eşyalarımızı toplayalım” dedi heyecanlı bir şekilde . Öbür adam cama yaklaştı , elini uzattı ve “Ben Subutay , o Egemen , yanındakide nişanlısı Selin” dedi . Aylin hemen atlayıp “Ben de Aylin” dedi . “Ben Ata” “Memnun oldum” dedi Subutay .

Eşyalarını Ataların arabasına yükleyip kendi arabalarını kitleyip yola çıktılar . Ata ve Aylin önde diğerleri arkada oturuyordu . Ata dikiz aynasından araba bir süzüyordu onları . Subutay’da sanki gizemli bir şekilde yolda kalıp , başkasının arabasına binen Ata’ymış gibi kuşkucu bir şekilde Ata’ya bakıyordu . Egemen “Tekrar teşekkürler, bizi almasanız o yaratıklar bizi paramparça ederdi” dedi . Ata “Önemli değil , bu zor zamanlarda birbirimize yardımcı olmalıyız” diye cevap verdi . Selin hiç konuşmamıştı , ta ki o ana gelene kadar . “Ne kadar uzakta bu ev ?” diye sordu . Aylin “3-4 saatlik bir yol var .” dedi . Subutay’sa bu konuşmalara seyirci kalmayı tercih etti [/size]

[size=3]5 Saat Sonra [/size]

[size=2]Bulunduğu yerden ayrılması mümkün değildi Subutay’ın . 1 saattir kimse kıpırdayamamıştı . Arkasına saklandığı duvardan kafasını az bir şey çıkarsa bile anında görüyordu adam . Subutay sağına baktı , 2 metre ötede duvarın öbür parçasının arkasına saklanmış arkadaşları vardı . Ayrı kalmıştı Subutay , aradan yol geçiyordu . Aradaki mesafe az olabilirdi ama av köşkündeki psikopat arkadaşlarına ulaşmasını engelliyordu .

Subutay “Daha fazla kalamayız , bir şey yapmalıyız !” dedi . Aylin baygındı , kurşun omzunu sıyırmıştı ama yinede sağlam bir yara açmış gibiydi . “Aylin’i de taşımalıyız i bu da keklik gibi avlanmamıza neden olur” dedi Ata . Subutay düşünmeye başladı . Bir anda kendini gruptan sorumlu hissetmeye başlamıştı . “Egemen , sen Selin ve Aylin’le burada kal , bacağın daha yeni iyileşti . Ata ikimiz bir şekilde eve ulaşmaya çalışıcaz” dedi Subutay . Ata “Daha burdan yanına gelemiyorum , eve nasıl ulaşıcaz ?” diye sordu sinirli bir şekilde . “Adam gördüğü anda ateş ediyor , silahının 2 atışı arasında 5 saniyelik bir boşluk oluyor . Biriniz ayakkabısını çıkarıp duvardan dışarı hafifçe itsin , silah sesini duyduktan sonra buraya koşmaya başla” dedi Subutay . “Söylemesi kolay” dedi Ata . “Hadi mızmızlanma da işe koyul . Kız enfeksiyon kapacak” diye cevap verdi Subutay .

Konuşulduğu gibi Egemen ayakkabısını çıkardı , yerdem bulduğu bir çubuğa taktı ve hafifçe ittirdi . Ardından duyulan bir ıslık sesiyle birlikte ayakkabı delindi ve kuşrun toprağa saplandı . Ata hemen koştu ve Subutay’ın yanına geldi . Köşkün sağı solu ormandı , ordata ise köşke doğru bir yol uzanıyordu . Hiç vakit kaybetmeden ormana daldılar , ağaçlar koruyordu onları . Adam hiç ateş etmemişti , izlerini kaybettirdiler adama . Köşk 3 katlıydı ve baya genişti . Köşkün geliş yolunu gören geniş bir balkonu vardı , adam oradaydı . Subutay ve Ata köşkün yaına geçerek adamın görüş açısından tamamen çıktılar .

Küşkün yandan bir girişi olduğunu gördüler . Adamsa artık tamamen Egemen’lere odaklanmıştı . “Geldiğimizi farketmemiş olması garip diye düşündü” Subutay . Tuzak olabilirdi ama mecburlardı .

Hızla girişe doğru koşmaya başladılar , cam kapı vardı . Sürükleyerek açtılar . Ev gerçekten büyüktü . İçeri girip 3 adım attıktan sonra bir “tıss” sesi duyuldu . Subutay aşağı baktığında basınç plakası olduğunu gördü . Bu bir tuzaktı , kim bilir ayağını çekince ne olacaktı . Karşıya baktığında ise kolunu dürbünlü tüfeğe dayamış bir adam gördüler .
Adam “Sakin ol , seni oradan kurtarıcam .” dedi ve Ata’ya dönüp “Sen git arkadaşlarını getir , zombi ordusu yaklaşıyor , hazırlanmalıyız” dedi

[size=3]4 Saat Önce [/size]

[size=2]Hava iyice soğumuştu , camdan içeri dalan hava insanı zinde tutuyordu . Öğlen güneşi havayı bir gıdım ısıtamıyordu . Aylin gözlerini kapatmış , yüzünü rüzgara dönmüş bir şekilde uyukluyordu . “Nereden gideceğiz ?” sorusuyla uyandı Aylin . Yol ayrımına gelmişlerdi . Subutay , Egemen ve Selin de meraklı gölerle Aylin’e döndüler . “Sağ taraftan” dedi Aylin kendinden emin bir biçimde . Taşları oldukça değişik olan bir yola girdiler .

“5 dakika içinde evdeyiz” dedi Aylin . “Kimse var mıdır ?” diye sordu Subutay . Aylin ” Yoktur , yani olmaması lazım” dedi bir an için tereddüte düşerek . Derken kocaman bir köşk göründü , oldukça şık görünüyordu . Köşkün yolu yılan gibi kıvrılarak gidiyordu . “Balkonda ki insan mı ?” diye sordu Egemen . Gerçektende biri vardı köşkte . Sonra bir gürültü duyuldu , ardından da bir ıslık sesi .

Arabanın ön camı delinmiş , Aylin’in kolundan da deli kan çıkıyordu . Ata arabanın kontrolünü kaybetti , köşkün bahçesine girerken yanlarda bulunan duvarlara çarpmaktan son anda kurtuldular . “Kimse kafasını kaldırmasın !” diye bağırdı Ata . Aylin’e baktı , bayılmıştı . “Aylin yaralandı daha güvenli bir yere geçmeliyiz” dedi Ata . Egemen kapıyı açmaya yeltendi ama adam bir daha ateş etti ve kapıyı vurdu . “Hepimiz aynı anda kapıları açıp duvarın arkasına geöelim” dedi Subutay . Hazırlandılar , sonra aniden kapıları açıp koşmaya başladılar . Ata Aylin’i taşıdığından yavaştı . Yine bir ıslık sesi duyuldu , Subutay Ata ve Aylin’i duvara doğru ittirdi fakat kendisi duvarın öbür parçasına doğru düştü .

Subutay arkadaşlarına gitmek için hareketlendi ama adam ayağının dibine ateş edince düşe kalka geri dönmek zorunda kaldı . Ata Aylin’in yarasına bakıyordu , sıyırmıştı kurşun . Suyla temizleyip tshirt ünün bir parçasıyla yarayı bir güzel sardı . Nasıl olsa bir yere gittikleri yoktu .. [/size]

[size=3]Şimdiki Zaman [/size]

[size=2]“Sakın ayağını çekme” dedi adam . Subutay sinirliydi , “Madem kurtarıcaksın niye öldürmeye çalışıyorsun bizi ?” . “3 deyince ayağını çekeceksin bende şu kutuyu ayağının yerine koyucam .” dedi . Subutay’ın sorusunu umursamamıştı . 3 dedi ve işlemi yaptılar , hiçbir şey olmamıştı . “Beni takip et ” dedi adam . “Sorularıma cevap vermessen hayır , neden burdasın , sen kimsin ve neden bize ateş ediyorsun ?” dedi Subutay sinirle . Adam “Dışarıda zorlu bir hayat var ve burası savunması kolay bir kale gibi , size ateş etmemin nedenini ise arkadaşların gelince anlatacağım . Subutay adamın elinde silah olduğundan o an için daha fazla üstelemedi .

Ata Aylin’i kucaklamış diğerlerini de peşine takmış bir şekilde geldi . Adam tüm kapıları kapatıp herkesi üst kata çıkardı . Geniş bir salona oturdular . Herkes adama sorgulayıcı gözlerle bakıyordu . Adam “Size ateş etmemin nedeni … artık zombilerin daha akıllı , daha bilinçli olması.” dedi . Herkesi ağzı açık kalmıştı , adam devam etti “Dün balkonda gözcülük yapıyordum , bir hareketlenme gördüm , bizim kadar hızlı koşan 2 zombi geliyordu . Birini vurdum , diğeri koşmaya devam etti , ardından .. saklandı . Sonra aniden koşmaya başladı , tam anlaşılmasa da zombinin “Ölüceksin !” diye hırladığına eminim .” dedi adam . Odada ki şaşkınlık daha da artmıştı . “Öğreniyorlar , yani artık herkese düşman gözüyle bakıyorum , arkadaşınız için özür dilerim , 1-2 güne bir şeyi kalmaz . Ama biz boş duramayız , yaklaşık 70 km ötede büyük bir zombi sürüsü var . Gelişip gelişmediklerini bilmiyorum . Ama tek başıma bir şey yapamam . Hazırlanmalıyız” dedi adam .

“Silah deposu burası , silah kullanmayı bilen var mı ?” diye sordu adam . “Ben biraz biliyorum” dedi Subutay . Selin “Bu kadar silahı nerden buldun ?” diye sordu . Adam cevap vermedi . Herkese taşıyabileceği bir silah verip atış talimine çıkardı . Silah seslerine gelecekti zombiler . Zaten yoldalardı ama bu onları iyice kışkırtacaktı .

Adam gözden kaybolmuştu . Subutay adamı aramak için köşke girdi , dolaşmaya başladı . Derken hafif bir konuşma sesi duydu . Yavaş yavaş sese doğru gitti . Aylin’in kaldığı odadan geliyordu . Adamla konuşuyordu Aylin ! Aylin “Babam , babam hayatta mı ?” diye sordu heyecanla . Adam “Şşş , sessiz ol , baban ağır yaralı , burdan götürdüler onu , bizim de gitmemiz lazım , yarın bir helikopter gelicek ve bizi götürücek.” dedi . “Bizi derken hepimizi değil mi ?” diye sor du Aylin . Adam “Yine duygularını hayati meselelere karıştırıyorsun , öyle bir şey olmicak . Evin altında 5 tane evrim geçirmiş zombi tutuyorum . Araştırma içindi . Ama şimdi arkadaşların konusunda bize yardımcı olucaklar . Sakın kimseye bir şey söyleme ! Tüm bu olanlar hakkında benim de bilgim yok soracaksan . Helikopter de detaylı olarak bilgilendirilicez .” dedi . Aylin’in tepkisini göremedi Subutay , kalp atışları çok hızlanmıştı . Hızla geri döndü , tam arkadaşlarını uyarmaya gidecekken başının arkasında büyük bir acıyla gözü karardı .

Ata dürbünlü tüfeği eline aldı . Aylin’i vuran tüfekti bu . Geldikleri yola doğru öylesine nişan aldı . Olayı canlandırıyordu kafasında , adam zombilerin evrim geçirdiğini söylemişti , ama araba kullanan zombilere ateş etmek ? Mnatıksızdı , düşünmeye devam etti . Bir müddet sonra farkettiki adamın amacı , şöförü yani Ata’yı vurmakmış . Çok açıktı , yol sağlı sollu olduğundan hedefi şaşırmış olmalıydı . O an orada güvende olmadıklarını bir kez daha anladı Ata .

Adam hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı . En başta ismini bilmiyorlardı . Aklındaki tüm soruları sormaya karar verdi Ata . Etrafına bakındı , adam ortalarda yoktu , Subutay’da yoktu .. Sonra aklına Aylin geldi . Kontrol etmek için köşke gitti , köşke girerken hırlama sesi duyar gibi oldu . “Aklımın oynadığı oyunlardan biri heralde” diye düşündü ve merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı . Sonra aniden “Yemek hazır , hadi arkadaşlarını çağır” dedi Adam . Ata tırsmıştı biraz , “Olur tamam , şey bu arada adın ne soramadım ?” dedi . Adam arkası dönük bir biçimde “Sarp” dedi . Ata tatmin olmamış bir şekilde arkadaşlarını çağırmaya gitti .

Yemek masasına Subutay haricinde herkes oturmuştu . Egemen “Subutay nerede gören var mı ?” diye sordu . Sarp “Midesi bozulmuştu biraz , tuvalette olması lazım” diye cevap verdi . “Ben bir bakayım” dedi ve ayağa kalktı Egemen . Sarp’ta aynı anda kalktı ve “Sen otur ben bakarım” dedi . Egemen biraz şaşırmış vaziyette yerine oturdu .

Kapıyı hızla kapattı Sarp , Subutay’ı klozete bağlamış ağzını da bantlamış vaziyette tutuyordu . Yeni ayılmıştı Subutay , ilk 5 dakika deli gibi çırğınmış daha sonra sakinleşmişti . Sarp ifadesiz bir şekilde Subutay’a baktı ve kapıyı kitleyip sofraya döndü . Sarp “Subutay iyi , biraz daha işi varmış” dedi ve yerine oturdu .

Ata Aylin’e baktı ve gülümsedi . Fakat Aylin karşılık vermedi , aksine oldukça gergin görünüyordu . Herkes sessizce yemeğini yiyordu . Sarp’a soru sormaya çekiniyorlardı nedense . Nedeni belliydi aslında .. Herkes yemeğini bitirince Aylin mutfağa gitti , Selin’de peşinden gitti . Erkekler içerde silahlardan konuşuyorlardı . Her an ağlayacakmış gibi bir ifade vardı Aylin’in suratından . Selin “Bir probleminmi var ? Konuşmak istermisin ?” diye sordu . Aylin içeri baktı , erkekler muhabbete dalmıştı . Bunun üzerine Aylin sarpla olan bütün konuşmaları ve Subutay’ı kısaca bütün olan biteni anlatmaya başladı .

Selin şok geçirmişti adeta . “Diğerlerini bir şekilde uyarmalıyız” dedi heyecanla . Aylin “Dikkatli olmalıyız , Sarp çok kurnazdır” diye cevap verdi . Selin derin bir nefes aldı ve “Bir fikrim var” dedi .

“Koşun Aylin bayıldı !” diye bağırdı Selin . Herkes ayaklandı ve mutfağa yöneldi . Fakat Selin Egemen’i tuttu ve Subutay’ın tutulduğu yere doğru götürdü . Banyoya girip kapıyı kitlediler . Subutay’ı çözerken olanları anlattı Egemen’e . Subutay “Egemen , hemen gidip bayıltın o yavşağı , beni kurtardığınızı farketmenden hadi çabuk !” dedi . Egemen kapıyı açtı ve karşısında direk Sarp’ı gördü .

“Biz salağız zaten değil mi ?” diye sordu Sarp sinirli bir tavırla . Elinde tabanca vardı Sarp’ın . Fakat Egemen ve Selin Subutay’ın çnünü kapattığından , Subutay’da ayağa kalkmadığından kurtulduğunu anlayamamıştı . “Ata ve Aylin nerede piç ?!” diye bağırdı Egemen . “Kes sesini ! O… Çocuğu ! Beni sinirlendirdiniz , hepinizi kendi ellerimle öldüreceğim . dedi . Ama sesler duyuluyordu , mutfağa kitlemişti onları , sesleri duyuluyordu Ataların . Subutay aniden Egemen’i ve Selin’i ortadan yararak Sarp’ın üstüne atladı . Selin hemen koşuğ Ataları çıkardı . Sarp elindeki silahı düşürmüş bir vaziyette subutayla boğuşuyordu . Egemen , Ata ve Subutay Sarıp’ın bir güzel ağzına … ayağa kaldırdılar .

“Bizi yem etmek istediği zombilere verelim ” dedi Subutay . Aylin “Hayır , yapamayız ..” dedi ve ağlamaya başladı . Selin onu sakinleştirmek için yanına gitti . Egemen ve Ata’da Subutay’ı sakinleştirmeye çalışıyorlardı ama Subutay’ın gözü dönmüştü . Egemenlerde çok üstelemeyince Subutay Sarp’ı sürükleyerek aşağıya indirdi . Zombilerin bulunduğu yerin kapısını açtı . İçerisi karanlıktı , ışığı açtığında ise duvara zincirli 4 tane zombi gördü . İlk gördüğü zombiden farklı görünüyorlardı . Daha insansıydılar . Subutay Sarıp’ı zombilere doğru itti .Deliye döndü zombiler . Zombilerden biri resmen “Yemek” demişti . Subutay kapıya doğru gitti , zombilerin zincirlerine birer el ateş etti ve hemen kapattı kapıyı . Sarp’ın çığlıkları eşliğinde üst kata çıktı . Sürekli “Bu gerekliydi , bu gerekliydi ..” diye kendini avutuyordu Subutay .

Yukarı çıkarken gözü camdan dışarı takıldı . Dikkatli baktığında karanlıkta hareket eden bir sürü cisim olduğunu gördü , zombi sürüsü koşarak eve doğru geliyordu ! Subutay hızla yukarı çıktı , roplanmışlardı bile . “Zombiler geliyo kaçmalıyız hemen !” dedi Subutay sonrasında ise Aylin’e dönüp “Helikoptere biz binicez , gerekirse sadece pilotu alıp diğerlerini döve döve indiricez . Sende burdan giderken bize tüm hikayeyi baştan anlatıcaksın ” dedi . Bunun üzerine Aylin’den sert bir tokat yedi . Bunu bekliyordu , ama cevapları alma konusundada kararlıydı . “BUrada patron sen değilsin , helikoptere binicez ama şiddete başvurmadan ” dedi . “Çatıya çıkmalıyız” dedi Egemen . Helikopter sesi duyulmaya başlamıştı .

Zombiler köşkün dibindeydi , girişleri zorluyorlardı . Helikopterde gözükmüştü . Ata şaşkındı , helikopter Ata henüz dağdayken görüklerine benziyrdu . Üstünde aynı arma vardı . Helikopter çatıda bulunan piste inişe geçti . Bir ses duyuldu , arkalarına baktıklarında evrim geçirmiş zombilerden bir tanesi duruyordu . Aşağıda kapalı olanlardan biri yoktu , 5 tane olmaları gerekirdi , nasıl farekedemedim diye kendine kızdı Subutay . Zombi koşmaya başladı fakat 2 adım sonra başındaki delikle yere yığıldı . Helikopterden 2 adam indi . 6-7 kişi alabilir gibi duruyordu helikopter . Aylin öne çıkarak “Ben Aylin , valinin kızıyım , bunlarda arkadaşlarım , hemen gitmeliyiz , zombiler hemen aşağıda” dedi . İçerden telsiz sesleri geliyordu . Askerlerden biri “Sarp nerede ?!” diye bağırdı . Subutay elini silahına doğru götürdü , artık başka çağreleri yoktu . Zombilere yem olmamak için helikopteri ele geçirmek zorundaydılar …

Cevap verin !” Sarp nerede ?!” diye tekrar bağırdı asker . “Zombilerden kurtulamadı , öldü ” diye cevap verdi Aylin . Bunun üzerine askerler silahlarını indirmeden kendi aralarında konuşmaya başladılar . Ata arkadan Aylin’in kulağına eğilip “Bir planın varmı ?” diye sordu . Aylin “Bana silahını ver” diyerek cevap verdi . Ata tereddüt içinde silahını verdi . Bu arada askerlerden biri “Bizle geliyorsunuz Aylin hanm , sadece “siz” geliyrsunuz .” dedi . Aylin “Onlar olmadan şurdan şuraya gitmem !” diye çıkıştı . Bunun üzerine askerler Aylin’e doğru gelmeye başladılar . Pilot “Çabuk olun , şerefsizler gelmek üzere !” diye bağırdı . Zombiler kapıları zorluyordu .

Subutay silahını hafifçe belinden çıkardı . Ama askerlerden biri bunu farketti ve “Silahlılar , silahları vaar !” diye ağırdı . Diğer asker Aylin’i kolundan yakalayıp zorla helikoptere doğru götürmeye başladı .Subutay silahını çıkardığı anda ortalık karıştı . Bir kaç el silah sesi duyuldu . Askerler tam helikoptere binerken Subutay , Egemen ve Ata askerlerden birini çekip düşürdü . Fakat öbür asker Aylin’i helikoptere bindirmiş ve kapıyı kapatmıştı .

Çok geçmeden kapı geri açıldı , asker elleri havada aşağı indi . Aylin elindeki tabancayı askere doğrultmuştu . Askerleri bayıltıp helikopterin depo bölümüne koydular . Hep beraber binip pilota kalkmasını söylediler . Tam o sırada terasın kapısı kırıldı ve zombiler etrata deli gibi koşuşturmaya başladılar . Helikopter havalanıyordu , zombilerden bir kaçı onlara doğru zıpladı fakat yetişemeyip aşağı düştüler . Hafif sarsıntılarla havalanmışlardı .

Helikopter 3 bölümden oluşuyordu , kabin , karşılılklı koltuklu oturma bölümü ve depo . Herkes soluk soluğaydı , Ata ayağa kalktı ve pilotun yanına gitti . “Bu helikopterin hoperlörü varmı ?” diye sordu Ata . Pilot evet manasında başını salladı , endişeli görünüyordu . Bir düğmeye basıp hoperlörü açtı . Ata “Şimdi bize bildiğin her şeyi anlatıyorsun , bizde bu arada rotamızı belirliyoruz . Şimdilik kuzeye doğru ilerlemeye devam et ” dedi . Sesi tüm helikopterde yankılanıyordu .

Pilot boğazını temizledi ve konuşmaya başladı “Merhaba , ııı benim adım Gökhan , olağanüstü bir durum olduğundan sizinle hemen her şeyi paylacağım . Devletin gizli bir birimi olan “KSS” ye bağlıyız . Kimyasal Saldırı ve Savunma birimi demek . Biz sadece emirleri uyguluyoruz . Sarp denen bir adam varmış bizim teşkilattan . Onu ve yine bizim teşkilatın üst kademelerinde bulunan genel kimliği “Vali” olan kişinin kızını kurtarmamız ve merkez üsse götürmemiz söylendi . Sadece bu ikisi olduğu özenle vurgulandı .” Subutay “Devlet nerede , neden kimse bir şey yapmıyor, neden açıklama yapılmıyor , bunun sorumlusu kim , Türkiye’de ve Dünya’da durumlar nedir ? Bizi bunlardan haberdar et ” diye çıkıştı pilota .

Pilot “Bize de çok fazla bilgi verilmedi . Nede olsa sıradan bir pilotum , üst kademelerde değilim . Ama tüm bu olanların “bilinçli” olarak yapıldığını biliyorum . O yaratıklar bilerek salındı . Bunlar sadece Türkiye’de değil , ama tüm dünyada da değil . Belirli ülkelerde var sadece . Bunlar Türkiye , Fransa , Brezilya , bazı afrika ülkeleri ve İngiltere . Şimdilik sadece bu ülkelerden haberimiz var . Devletin tüm kabinesi kaybolmuş durumda , bizde haber alamıyoruz . Şu an tüm teşkilatlar bağımsız hareket ediyor . İstanbul , Ankara ve İzmir’in durumu burada çok daha kötü .”

Herkes susmuştu olanları , duyduklarını hazmetmeye çalışıyorlardı . Ata “Bizimle paylaşmak istediğin bir şeyler varmı ?” diye sordu Aylin’e kuşkucu bir tavırla . Aylin ilk cevap vermedi , sonra tam cevap verecektiki gözü Subutay’ın gömleğine takıldı , gömlek siyahtı ama ayrı bir koyuluk vardı . Sonra yere baktı ve kan damlalarını gördü . “Subutay ? Karnın .. ” Subutay karnına elini götürdüğünde eli kan oldu . Gömleğini sıyırdığında ise krşun yarasını gördü . Sıcağı sıcağını farketmemiş olmalıyıd . Sonra bir sızlama hissetti . Herkes ayaklandı ve Subutay’ı düzgünce yatırdılar . “Kurşunun çıkış yarası yok” dedi Egemen . Tampon yapmaya başladılar . Egemen doktordu , ama hiç malzemesi yoktu sonuçta . ” Bana ekipman lazım , ve güvenli bir yer .” dedi . Ata hemen kabine gidip pilota “Arkadaşımız vurulmuş , acil ekipman , ameliyathane kısaca hastane lazım .” dedi . Pilot ” Depo kısmında malzeme olacaktı , 3-4 saat boyunca inemeyiz onlarla idare etmeye çalışın” dedi . Ata sinirli bir şekilde depo bölümüne gitti , malzemeleri aldı ve Egemen hemen işlemlere başladı .

Kanamayı durdurmuşlardı , Subutay ne kadar dayanabilirdi bilmiyorlardı . Birden bir ses duyulmaya başlandı . Dışarı baktıklarında ise alev almış bir şekilde gökyüzünü yararak aşağı düşen bir yolcu uçağı gördüler . Uçak havada iki parçaya ayrıldı , alevler karanlık geceyi aydınlatıyordu . İnsanların bağırış sesleri duyuluyordu . 30 saniye sonra ise büyük bir gürültüyle yere çarptı ve paramparça oldu uçak . Dehşet içindeydi herkes . “Neydi bu şimdi ! Hassi.tir ! İnmelimiyiz belki hayatta kalan vardır . ” gibi şeyler söyleniyordu . Subutay hafifçe gözlerini açtı . Yüzü depoya dönüktü , “aklım mı beni yanıltıyor onu yanıltıyordu yoksa karanlıkta gözleri parlayan şey zombi mi ?” diye düşündü . Sonra gözler birden kayboldu ve Subutay tekrar kendinden geçti .

Pilot hoperlörden “Beyler bayanlar lütfen buraya gelin , rotamızın güney olması için bulduğum sebebi görmelisiniz ” dedi . Kabine girdiklerinde önlerindeki manzara moralleri iyice alt üst etmeye yetmişti .

Aşağıda açık , düz bir alan vardı . Bu alanda ise askeri bir kamp ve kamptaki sönmüş ateşlerden yükselen cılız dumanlar vardı . Ama hiç asker yoktu . Çünkü yaklaşık 500 zombiden oluşan bir ordu askerleri param parça etmişti ! Kimi zombinin başında miğfer kimisinin elinde ters tuttuğu tüfek kimisinin önünde ise zevk çığlıklarıyla yediği ceset . “Askeriyenin nereye kaybolduğu anlaşıldı” dedi Egemen . Pilot “Geri dönmeliyiz , henüz yakıtımız da varken geri dönmeliyiz” dedi . Tekrar aşağı baktılar , zombiler resmen keşfediyordu . Silahları inceliyor öğreniyorlardı . Ata çevresine baktı , herkes derin bir sessizlik eşliğinde dehşet verici manzarayı izliyordu . Subutay böyle bir durumda kontrolü ele alırdı , ama o burada değildi . “İçeri , Subutay’ın yanına geçin , biz Gökhan’la buraada rotamızı ayarlıyoruz” dedi .

“Şu anki yakıtla nereye kadar gidebiliriz ?” diye sordu Ata . Gökhan “Kıbrıs’a ucu ucuna yeter bu yakıt” diye cevap verdi . Ata düşündü , “Sizin “Teşkilatınızdan” güvenebileceğimiz biriler ya da ne bileyim artık kullanmadığınız güvenli bir yer yokmu ?” diye sordu . Gökhan tam cevap verecekti ki içeriden bir çığlık geldi . Ata Gökhan’a “Sen devam et” diyip hızla içeri gitti . Karşılarında bir zombi vardı . Yere çömelmiş onları izliyordu , ama diğer zombilerden farklı görünüyordu . Derisi çürümekten çok cüzzam hastalığına yakalanmış gibi duruyordu . Daha insansıydı yani . Ayrıca gözleride belli oluyordu . Yem yeşillerdi , sanki bir şey anlatıyorlardı . Ata “Herkes sakin olsun , sakın kıpırdamayın ” dedi . Zombi uysal bir köpek edasıyla onlara bakmaya devam ediyordu .

“Sanki…sanki dost canlısı gibi ?” dedi Aylin . Bu dediğine kendide şaşırmıştı . Ata zombiye “Konuşabiliyormusun ?” diye sordu . Sonuçta buna 2-3 defa şahit olmuştu . Zombi hafifçe kafasını yana yatırdı , konuşacakmış gibi ağzını açtı sonra geri kapadı . Birden öne Aylin’e doğru atladı ve silah sesiyle birlikte yere düştü . Ata kimin ateş ettiğini anlayamamıştı herkes birbirine bakıyordu . Daha ilginç bir şey vardı , zombi kanıyordu .

Karnından vurulmuştu ve kanıyordu zombi . Daha önce gördükleri , öldürdükleri hiç bir zombiden kan akmamıştı . Bu yaratık zombi değil başka bir şeydi . Ata ve Egemen yaratığı tutup depoya götürdüler . Orada bir yere bağladılar . Yaratığın yarasına bakmak için zaten yırtık olan gömleğini iyice yırttıklarında bir daha şok oldular . Yarası neredeyse iyileşmişti . Bunun verdiği şaşkınlıkla içeri döndüklerinde Subutay’ı bir eliyle sarılı olan karnını diğeriylede silahını tutan Subutay’ı gördüler . Yarım saat önce durumu ağır olan Subutay az önce bir zombiyi vurmuştu ve sargı bezlerini açmaya başlamıştı .[/size]

[size=3]5 Saat Sonra[/size]

[size=2]Artık üşümüyordu Subutay , ama bileklerinde bir acı vardı . Gözleri sanki bir tonmuşçasına ağırdı . Hafifçe aralayabildi gözlerini , kırmızı bir şekilde ışıklandırılmış bir odadaydı . İdrak edemedi bir an . Karşısında 2 adam vardı . Ellerinde tuttukları dosya gibi şeylere bir şeyler yazıyorlardı . Zar zor da olsa “Neredeyim ben ?” diye sordu Subutay . Adamlar cevap vermediler ve odadan ayrıldılar .

Hala sersemlemiş haldeydi Subutay . Hiçbir şey hatırlayamıyordu . En son helikopterle limanın üstünde olduklarını hatırlayabildi . Ordan sonrası yoktu . “Arkadaşlarım nerede acaba” diye düşündü . Derken biranda oda aydınlandı . Her taraf bem beyazdı . Oda sorgu odası gibi duruyordu . Karşısında bir cam vardı , arkası görünmüyordu . Odanın kapısı açıldı ve içeriye bir adam girdi . Subutay’ı doktordaymış gibi muayene ediyordu . Kulaklarına , burnuna ve ağzına bakıyordu . Muayene bitince Subutay tam sorularına başlayacaktı ki adam “Sen sormadan ben başlayayım” dedi ve “Şu an kime ait olduğunu söyleyemeceğim SS-96 gemisinde bulunuyorsun . Arkadaşların yaşıyorlar , ama seninle aynı koşullarda değiller . Sen iyice kendine gelince , gücünü toplayınca daha detaylı olarak bilgilendireceğiz seni ” dedi .

Adam odadan ayrılmak üzere kapıya doğru yöneldi . Çıkmadan önce durdu ve Subutay’a dönüp , “Bileklerini dert etme , sadece dinlen” dedi ve odadan çıktı . Subutay anlayamadı , kafasını bileklerine doğru döndürdüğünde ise çivili kelepçelerle çarmıha gerilmiş gibi asıldığını farketti . Ama pek canı acımıyordu . “Heralde uyuşturdular beni” diye düşündü . Sonra başını eğerek karnına baktı . Vücudu çıplaktı sadece boxerı vardı . Bir şey eksikti , sonra bunun yarası olduğunu farketti . Eser yoktu yarasından . Odayı incelemeye başladı , hiç eşya yoktu odada . Normal bir evin salonu genişliğindeydi oda . Göz gezdirirken kapının yanında asılı olan bir yazı dikkatini çekti . Bir form gibi duruyordu . Okumaya çalıştı, ama olmadı . Sadece tek bir kelime okuyabilmişti , o da “Melez” di . [/size]

[color=#FF0033][size=4]OLAYLARIN ARKA YÜZÜ[/size][/color]

[size=3]5 Saat önce[/size]

[size=2]Egemen , herkesin gözlerini bir yaratığa bakıyor muşçasına Subutay’a dikmesinden rahatsız olmuş bir şekilde “Ben Gökhan’ı bilgilendirmeye gidiyorum , kabine kitledik bıraktık adamı” dedi ve kabine gitti . Subutay ise hala karnına , yerinde olmayan yarasına dokunuyordu . Ata “Nasıl hissediyorsun ? Acısı da geçti mi yoksa sadece görüntü mü ?”diye sordu . Subutay “Geçti , her şey geçti . Sanki hiç olmamış gibi” dedi . Aylin “Belki..” dedi ama devamını getiremedi . Mantıklı bir açıklaması yok gibiydi . Subutay arkadaşlarına baktı . Sanki her an süper güçlerini gösterecekmiş gibi ona bakıyorlardı . “Ne bakıyorsunuz , sanki şu ana dek olan her şey çok normaldi de bu mu garip ?” diye çıkıştı arkadaşlarına . Ata ortamın daha fazla gerilmesini önlemek için “Hadi şu yaratığa bakalım onun durumu nasıl” diye bir teklif sundu .

Deponun kapısını yavaşça açtılar . Yaratık kafasını kelepçelerin takılı olduğu demire dayamış , hareketsiz bir şekilde oturuyordu . Gözleri kapalıydı , Ata yavaş yavaş yaklaşmaya başladı . Diğerleri ise arkada heyecanla onları izliyordu . Yaratık ise hala hareketsizdi . Birden Ata’nın üzerine atlar gibi oldu ama kelepçe hemen geri çekti onu . Ata korkmuştu , yaratığa baktı , o da korkmuş görünüyordu . Fakat yaratıkta farklı olan bir şeyler vardı . Gözleri yeşil’den bal rengine dönmüş , göz bebekleri küçülmüştü . Subutay’da fark etmişti bunu . “Sanki dönüşüyor” dedi Subutay . Ama daha bitkin görünüyordu yaratık . Ata yaklaşmaktan vazgeçmişti . Derken yaratık bağırmaya ve acı içinde kıvranmaya başladı . Ağzından kanlar çıkmaya başladı , gözlerini Ata’ya kilitledi ve o şekilde 2 dakika kadar kaldı . Ölmüştü yaratık .

Bu konu hakkında daha fazla konuşmadan yaratığın üstünü bir battaniye ile örtüp deponun kapısını kapattılar . Hep beraber pilotun yanına gittiler . “Neredeyiz ?” diye sordu Ata . Gökhan “Antalya limanının üstünden geçiyoruz şimdi , şehir bomboş görünüyor , fakat karşıda devasa bir gemi var . Radara bakarak görebilirsiniz .” dedi . O anda telsizden bir cızırtı duyuldu ardından bir adam konuşmaya başladı “Kimsiniz ve nereden geliyorsunuz ?” dedi ses . Gökhan telsizi eline alıp “Asıl siz kimsiniz ve telsiz frekansımıza nasıl girdiniz ?” diye sordu . Adamdan cevap gelmedi . Ardından gemide bir hareketlilik göründü , geminin ortasında bir kapak açıldı , ortaya dev bir çanak anten çıktı . Birden herkes kafaları patlayacakmış gibi kafalarını tutarak yere yığıldı . Helikopterdeki tüm cihazlar bozuldu . Helikopter -herkes baygın bir vaziyetteyken- düşmeye başladı . Bir dakika sonra oldukça sert biçimde suya gömüldüler

Subutay kuyruğuna baktı , ucunda iğne vardı , ardından aynaya döndü , yüzü pörsümüş iğrenç bir zombiye benziyordu , buzdolabına yöneldi . Açtığında ise içinde bir sürü kesik kafa gördü . Fakat iğrenmedi . Acıkmıştı , derken bir ses duydu “Kalk artık uykucu” . Sonra uyandı , oldukça korkunç bir kabus görmüştü , hemen vücudunu inceledi , bir değişiklik yoktu . İçinden derin bir oh çekti . Karşısında onunla konuşan adam duruyordu . “Bu gün seni arkadaşlarının yanına götüreceğiz .” dedi adam . Subutay’ın bileklerini çözdü , hiç acımıyordu bilekleri . Adam “Sana güveniyorum o yüzden kelepçe takmayacağım , beni takip et ve güvenimi boşa çıkarma” dedi . Subutay arkadaşlarını görecek olduğundan ve başka çareside olmadığından adamı takip etmeye başladı .

Uzun duvarları demirden olan koridorlardan geçiyorlardı , bazen yanlarda üstünde sayı ve harfler yazan kapılar görüyordu . Korkması , endişeli olması gerekirken oldukça mutlu hissediyordu Subutay . Arkadaşları iyimiydi acaba . Hapsolduğu sürece onları çok düşünmüştü . Özellikle’de Aylin’i , bir şey vardı o kızda . Subutay’ı çeken bir şey . Derken bir odanın girişinde durdular , kapı yanlarada doğru otomatik olarak açıldı . İçeri girdiler , oldukça geniş bir odaydı . Fakat karanlıktı oda . Birden ışıklar açıldı , küçük bir kafesin içinde arkadaşlarını gördü . Arkadaşları ona baktılar , sonra Egemen büyük bir hışımla parmaklıklara vurarak “Ne yaptınız ona o… çocukları !?” diye bağırdı . Subutay ilk anlamadı , diğer arkadaşlarına baktı , onlarda korkmuş görünüyorlardı . Adam Subutay’a döndü ve “Seç birini” dedi . Subutay “Anlamadım” diye cevap verdi . Adam “Anlaman gerekmiyor , sadece seç birini ” dedi tekrar . Subutay sesindende anlaşılacak bir tereddütle “E..Egemen” dedi .

O anda odanın kapsından iki asker girdi . Kafesn kapısını açıp Egemen’i çıkarttılar . “Tamam şimdi bir tane daha” dedi Adam . “Ata” dedi Subutay . Onuda çıkarttılar fakat onu Subutay’ın yanına getirdiler . Ata Subutay’a yaklaşmıyordu . Derken bir bağırış duyuldu , Egemen’in sesiydi . Adam “Bizden bu kadar , gerisi size kalmış” dedi ve askerlerle beraber odadan ayrıldı . Sonra başka bir kapı açıldı ve içeri bir zombi girdi . Yere düşmüştü zombi , kafasını kaldırınca onun Egemen olduğunu anladılar . 2 dakika içinde Egemen’i yaşayan bir ölü haline getirmişlerdi . Subutay arkasını döndü , gözünden yaş geliyordu . Sonra gözü duvarda asılı olan aynaya takıldı . Normal görünüyordu , tabi gözleri hariç ! Helikopterdeki o yeşil gözlü zombi’nin gözlerine sahipti !

Hoperlörden gelen bir ses duyuldu . Konuşan o adamdı “Evet şimdi neler olduğunu merak ediyorsunuzdur , nasıl olsa sadece biriniz canlı çıkacağından ve o kişiyide biz kullanacağımızdan açıklamakta bir sorun görmüyorum . Şu an dünya üzerinde 3 tip insan var . 1-Normal İnsan 2-Sizin tabirinizle “Zombi” 3-Melez . Herkes kim olduğunu biliyor sanırım . Şu an bize fiziksel olarak en mükemmel olanınız lazım . O yüzden bunu bir turnuva olarak düşünün . Evet şimdilik bu kadar , başlayabilirsiniz” dedi ve hoperlörü kapattı . Selin’in çığlıkları duyuluyordu , diğerleri onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama olmuyordu . Egemen’se bilinçsiz bir şekilde Ata’ya doğru ilerliyordu . Subutay “Keşke kırlara , zombilerden köşe bucak kaçtığımız zamanlara geri dönebilsek” diye düşündü . Bunun için ne gerekiyorsa yapacaktı ! Ata Subutay’a baktı , Subutay “Burdan kaçmalıyız” dedi . Ata “Ne olursa olsun Egemen’i öldürmemiz gerektiğinin farkındasın değilmi ?” diye sordu Ata . Subutay kafasını Egemen’e çevirdi ve “O artık Egemen değil” dedi .

[color=#FF0033][size=4]DOĞAYLA YENİDEN İÇ İÇE[/size][/color]

[size=2]Egemen üzerlerine gelmeye devam ediyordu . Ata ve Subutay ise gerileye gerileye odanın köşesine kadar gitmişlerdi . Ata kendinden emindi , Egemen’i öldürebilirdi . Gerçi o Egemen değildi artık . Kafese doğru baktı , herkes korku dolu gözlerle onları izliyordu . Ata o an bir şey farketti . Gökhan’ı düştüklerinden beri görmemişti ! “Acaba öldürdüler mi ?” diye düşündü . Ata düşünürken Subutay birden koşmaya başladı . Egemen’in üstüne atlayıp onu yere düşürdü . Egemen daha güçlü duruyordu . Ama diğer zombilerde olduğu gibi bir ısırma çabası yoktu . Subutay’ı üstünden attı . Ata da yardım etmek için koşmaya başladı . Egemen’i arkadan yakaladı , kafasını tuttu , belkide 2 hafta öncesine kadar yapamayacağını düşündüğü şeyi yapacaktı , Egemen’in boynunu kıracaktı . O anda Subutay ve Selin’in “Yapmaa” çığlıkları duyuldu . Ardından ise o çığlıkları bastıracak büyüklükte bir gümbürtü duyuldu . Aynı anda gelen sarsıntıyla dengelerini kaybedip yere düştüler .

Geminin ışıkları tamamen sönmüştü . Sonra her tarafı kırmızı bir şık kapladı . Gemiden “garç gurç” sesler geliyordu . “Neler oluyor ?” diye bağırdı Ata . Bu arada sarsıntılarda devam ediyordu . O anda hoperlörden ybe o adamın sesi duyuldu . Sesinden sinirli olduğu anlaşılıyordu . “Dostlarım , saldırıya uğradık , herkese iyi şanslar , dilerim ki hayatta kalırsınız ve yeniden görüşme şansımız olur” dedi ve devam eden sarsıntılarla birlikte ses kesildi . Subutay hemen kafese koştu , kafesin kilidi sürgülüydü . İçerden açılmıyordu , ama subutay en başta farketseydi onları çıkartabilirdi . Sürgüyü açıp herkesi dışarı çıkardı . Ata “Bir an önce kaçmalıyız , gemi batıyor” dedi . büyük bir heyecanla . Sonra farkettiki Egemen kaybolmuştu ! Diğerlerine söylemek istemedi , “Gitmesi daha iyi oldu” diye düşündü . Odanın kapısına yöneldiler , kapı kilitliydi fakat çelik olmadığından zorlayınca esniyor gibiydi .

İyice zorlamaya başladılar , sonra bir ses geldi . Arkalarını döndüklerinde odanın , geminin tepesindek delikten içeri süzülen güneşi gördüler . Yere baktıklarında ise çarpmanın etkisiyle yerde bir göçük oluşturmuş fakat patlamamış bombayı gördüler . Bunun üzerine kapıyı deli gibi zorlamaya başladılar . Kapı açılınca hemen koşmaya başladılar . Bir kaç kapıdan geçtiler . Geçtikleri koridorların yanları hep kilitli kapılarla doluydu . Bir merdiven gördüler , sarsıntılardan dolayı zar zor çıktılar . Gördükleri ilk şey havada vızır vızır gezen jet uçaklarıydı .

Gemide kimse kalmamış gibi görünüyordu , uçaklarda artık bomba atmıyorlardı , hatta uzaklaşmaya başlamışlardı . Gemi suya batmaya devam ediyordu , fakat baya büyük olduğundan uzun sürecek gibi görünüyordu . Etrafı kolaçan etmeye başladılar , gemiden kaçmaları için bota ihtiyaçları vardı .

Etraf sessizdi , sadece geminin batmakta olduğu için ara sıra çıkardığı sesler vardı . Sonra Ata’nın sesi duyuldu “Buldum , bot buldum . Buraya gelin” . Herkes onun yanına gitti . Oldukça büyük bir hücum botu bulmuştu Ata . Bir an önce kaçmak istediklerinden çabucak bota doluştular ve arkalarına bile bakmadan geri Antalya’nın yolunu tuttular

Kumsalda kimseler yoktu . Bu sefer limandan değil , Antalya’nın Lara bölgesindeki playdan karaya çıkacaklardı . Ata ve Aylin’in yaşadıklarını anlatması bunda büyük bir etkendi . Suyun ayaklarına değeceği bir noktada bottan inip , botu kıyıya yüzdürerek karaya çıktılar . En baştan beri kurtulmaya çalıştıkları yere döndükleri için herkeste fazladan bir moral bozukluğu vardı . Subutay arkadaşlarına baktı , kimsenin hareket edecek hali yoktu . “10 dakika oturalım , deinlenelim , sonra harekete geçelim” dedi . Grup kumsala yayıldı . Subutay’sa gördüğü ilk tuvalete girip aynada kendini iyice incelemeye başladı . Gözleri garipti . Bşka değişme yoktu , sadece gözleriydi , yaprak yeşiliydi göz bebekleri ayrıca daha büyüklerdi . Sonra Egemen aklına geldi . En iyi dostunu kaybetmişti , ağlamamak için zor tutuyordu kendini , sonra Egemen’e verdiği söz aklına geldi . Eğer Egemen’e bir şey olursa Selin’i korumaya yemin etmişti . Bu yeminini yerine getirecekti . Tekrar aynaya baktı , gözyaşlarını sildi ve kumsala yöneldi .

“Haydi gitmemiz gerek” dedi . Kimse kalkmak istemiyordu . Ömürlerinin sonuna kadar orada yatabilirlerdi , ama mecburlardı kalkmaya . Kumsaldan kara yoluna çıkıp yürümeye başladılar . İlk amaçları araç bulmaktı . Gördükleri her arabayı çalıştırmaya çalışıyorlardı . Kimisinin üstünde anahtar vardı çalışmıyordu , kimisinde ise hiç anahtar yoktu . Sonunda hem anahtarı olan hem de çalışan bir kamyonet buldular . Herkes yerleşti ve ilerlemeye başladılar .

Adeta hayalet şehre dönüşmüştü Antalya . Kimseler yoktu , hatta otlar çalılar iyice uzamış yollara kadar saçılmışlardı neredeyse . Gidecekleri yeri konuştular ilerlerken . Yine Lara’da olan TerraCity alış veriş merkezine gidiyorlardı . İçinden alacaklarını alacaklardı , hatta güvenliyse orda kalacaklardı . Ata kullanıyordu kamyoneti , Selin önde onun yanında oturuyordu . Subutay ve Aylin ise kamyonetin arka kısmına oturmuş etrafı izliyorlardı . Subutay Aylin’e baktı . Aylin’de ona bakıyordu . Subutay gözlerinin hem değişmesinden hem de içinde bulunduğu karışık duygulardan doalyı başını çevirdi . Aylin “Sadece gözlerin mi ?” diye sordu . Subutay ona dönerek “Evet , gözlerim hariç ben aynı insanım” dedi . Ama öyle olmadığından korkuyordu . Aylin “Bence gözlerin gayet güzel , yağmur sonrası denizde olduğu gibi huzur veren bir yeşillik var” dedi . Mutlu olmuştu Subutay .

Hava iyice pembeleşmişti , saat akşam üstü 6′ydı . TerraCity gözükmüştü , fakat oraya gelene kadar tek bir canlı veya ölü görmemişlerdi . Ki bu çok daha korkutucuydu . Terracity’nin önünde durdular , silahları olmadığından daha temkinli olmaları lazımdı . Girişi zincirlerle kapatılmıştı binanın . Subutay arkada bir giriş olduğunu söyledi , haklıydıda , arkada bulunan çalışan girişinden içeri girdiler . Karanlıktı içerisi , şansalarına buldukları kamyonette el feneri vardı . Binanın 2. katının yarısı tamamen bitki olmuştu . Botanik dükkanından fışkırıyorlardı adeta . Çok güzel , ilginç bir görüntü oluşturmuşlardı . Temkinli biçimde ilerlemeye devam ediyorlardı . Binanın içindeki süpermarkete girdiler . El fenerleri yiyecek vs. gibi ihtiyaçlarını karşılayacaklardı . Subutay tam girerlerken göz ucuyla arkasına baktı . Karanlıkta bi r şey hareket etmişti sanki . Panik olmaması için kimseye söylemedi . Fakat bir an önce silahlanmalıydılar . Orada kesinlikle yalnız olamazlardı .

[color=#FF0033][size=4]MERHABA BEN “KORKU”[/size][/color]

[size=2]“Ayrılalım , siz Selin’le gidin , biz de Aylin’le gidelim . Alacaklarımızı daha çabuk alırız” dedi Ata . Subutay biraz sinirlenmişti , o Aylin’le gitmek istiyordu . Ama sonra aklına Egemen’e verdiği söz geldi ve “Tamam , siz yiyeceklere , içeçeklere bakın , bizde el feneridir bıçaktır onlara bakalım , ama dikkatli olun” dedi . Devasa bir süpermarket’in içinde geziyorlardı . Işıklar kapalıydı , iki grupta da birer el feneri vardı . Savunmasızlardı , bir zombi çıksa apışıp kalırlardı . Ata Aylin’e baktı , hayat dolu görünüyordu . O..Aylin.. mükemmeldi . O kadar şey yaşamışlardı ama Aylin hepsinden daha sağlam duruyordu . “İşte evlenmek isteyeceğim insan” diye düşündü . Sonra “Keşke tüm bunlar olmasaydı , en azından olmadan önce karşılaşsaydık” diye iç geçirdi . Aylin’in “Feneri önümüze tutsan diyorum” sesiyle irkildi . Hemen toparladı kendini Ata . Gıda reyonuna gelmişlerdi . Bozulması güç olan şeylere bakıyorlardı çoğunlukla . “Keşke sepet alsaydık” dedi Aylin . Ata hemen “Alıp geleyim ben” diye atladı . “Saçmalama yalnız gidemezsin , idare ederiz böyle” dedi Aylin . Ata etrafına bakındı , içki reyonunun önünde bir şey gördü , bu bir alışveriş sepetiydi . Sepete doğru gitti , elini götürdü , fakat sepetin reyona bağlanmış olduğunu fark etmemişti .

Ata’nın sepeti çekmesiyle tüm içki reyonu devrilmeye başlamıştı , adeta domino gibiydiler . Düşen şişelerden , kırılan tahtalardan gelen ses , o sessizliğin içinde adeta jet uçağı geçiyor muşçasına bir ses yaratmıştı . Ata gözlerini kapatmış , omuzlarını başına çekmiş vaziyette bitmesini bekliyordu olanların . 30 saniye sonra tüm içki reyonları devrilmişti . Aylin’le göz göze geldi . “Yaptın yine yapacağını” gibi bir ifade vardı Aylin’in yüzünde . Sinirlendi Ata , “Herkesin başına gelebilirdi bu” diye düşündü . O anda Subutay ve Selin ortaya çıktı . Tam “Neydi o gürültü” diye soracaklarken harabeyi gördüler . Selin “Ne oldu ?” diye sordu . Cevap vermediler . Subutay araya girip “Siz iyi misiniz , bir şey oldu mu bir yerinize ?” diye sordu . Evet manasında başını salladı Ata . Birden uzaktan , boğuk gelen sesle duyulmaya başlandı . “Hemen fenerleri kapatın” dedi Subutay . Fenerleri kapatıp dinlemeye devam ettiler . Birden fazla ses vardı ve kesinlikle insana ait sesler değillerdi . Subutay herkese birer bıçak uzattı ve “Sakin olun ve bir arada kalın” diye fısıldadı .

İçki reyonu süpermarketin en köşesindeydi . Yani çıkışa oldukça uzaklardı ve daha geriye kaçmaları mümkün değildi . Derken sesler iyice yaklaşıp birden kesildi . Birbirlerinin nefes alış verişlerini duyabiliyorlardı . Aylin arkasında bir şey hissetti . Kafasını hafifçe arkasına döndürdüğünde bir zombi gördü . Tam avazı çıktığı kadar bağıracakken bir el ağzını kapadı . Bu Subutay’dı . Zombiyi tam seçemiyordu Aylin . Ama emindi zombi olduğundan . Çıkardığı seslerden anlaşılıyordu . Ama sadece olduğu yerde dikelmiş vaziyette sallanıyordu zombi . Subutay diğerlerini çekerek yavaş yavaş zombinin yanından götürmeye başladı . Zombi farketmiyordu . “Karanlıkta duyuları zayıflıyor olmalı” diye düşündü Subutay . Tam yanından geçtiklerinde “çatırt” diye bir ses geldi . Biri cam kırığına basmıştı . Sesin gelmesiyle birlikte zombinin kafası onlara doğru döndü . Subutay sessizce “Koşun” dedi .

Subutay zombiyi itekleyip düşürdü ve hep beraber koşmaya başladılar . Zombi hemen ayağa kalktı ve iğrenç bir ses çıkararak kovalamaya başladı . Fenerleri açmak zorunda kalmışlardı . Reyonların orasından burasından girip çıkıyorlardı . Geniş olduğu kadar karmaşıktı da süpermarket . Her reyon arasında üstüne bir şey atlayacakmış gibi hissediyordu Ata . 30 saniye kadar sonra “Durun” dedi Subutay . Olduğu yerde kaldı herkes , çıkışa yakın olmalıydılar . Fark ettilerki yine o en baştaki sessizlik vardı . “Yavaşça çıkışa doğru ilerleyelim” dedi Subutay . Fenerleri geri kapatıp Subutay’ı tren gibi takip etmeye aşlamışlardı . En arkada Ata vardı . Korkuyordu !

Çıkışı görmüşlerdi , yanlarına ihtiyaçlarını almışlardı . Sorunsuzca çıkmak istiyorlardı . Tam çıkacaklarken Ata’nın bağırışıyla arkasına döndü herkes . Zombilerden ikisi Ata’yı yakalamış yere yatırmaya çalışıyorlardı . Ata bıçağını rastgele savuruyordu . Zombilere denk gelse bile yeteri kadar zarar vermiyordu . Hemen koşup zombilere saldırdılar . Subutay zombilere saldırırken Aylin ve Selin Ata’yı kaldırdılar . Zombiler öldüğündü dışarı çıktılar . Aşağı baktıklarında ise alt katlara doluşmuş olan ve sallana sallana yukarı katlara çıkmakta olan zombi sürüsünü gördüler

Selin yere oturmuş , ağzını kendi eliyle tutmuş ses çıkarmamaya çalışıyordu . Subutay’sa ayakta duvara yaslanmış zombilerin onları fark etmesi durumunda Selin’e kaçma fırsatı vermek için ne yapacağını düşünüyordu . Katların birinde , katın yan tarafında bulunan asansörlerin önün delerdi . Asansörler çalışıyordu . Ama yanlarından zombi sürüsü geçtiğinden asansörün kata gediğinde çıkardığı “tınn” sesi bile ölmelerine sebep olabilirdi . Aylinlerle ayrı düşmeleri çok kötü olmuştu . Bir grup merkezin dışına kaçabilirse ne yapacaktı . Gidecek miydi yoksa bekleyecek miydi ? Subutay henüz kimseye karanlıkta oldukça rahat görebildiğinden bahsetmemişti . Süpermarkette o kadar rahat hareket edebilmesinin nedeni buydu . Oldukça işlevsel bir özellikti . Tabi öldükten sonra hiç bir anlamı yoktu . Tüm yaşadıklarının arasında şu 1 saatte yaşadıkları en korkunçlarıydı .

Zombiler bitmek bilmiyordu . “Nereden çıktı bu kadar zombi” diye düşündü Subutay . Sonra aklına girdikleri kapıyı kapatmadıkları geldi . Ses o kadar uzağa gitmiş olamazdı ama . Lakin öyleyse binanın dışı da zombi kaynıyor olmalıydı . Selin’e baktı , acıyordu ona . Nişanlısını , ailesini , her şeyini kaybetmişti . “Onu tanısan seversin” demişti Egemen . Subutay’da bunu yapacaktı . Yana baktığında son zombinin de yanlarından geçip gittiğini gördü . Selini elinden tutup kaldırdı . “Buradan bir an önce çıkmalıyız” dedi . Yürüyen merdivenlere geldiler , çalışmıyorlardı tabi . Yürüyerek indiler . Etrafta zombi görünmüyordu . Ana çıkışa 1 kat kalmıştı sadece . Ama onlar arkadan , girmişlerdi , -1. kata inmeleri gerekiyordu .

Zemin katı sorunsuzca geçip -1′e inmişlerdi . Sorunsuzca ilerliyorlardı . Sonra duyulan yüksek sesle beraber binanın içindeki tüm ışıklar yandı ! Biri ana şalteri kaldırmış olmalıydı . Ki bunlar büyük ihtimalle arkadaşlarıydı . Etraflarına baktıklarında Subutay içinden “Sı.tık” dedi . Dükkanların içinde orda burda hep zombi vardı . Sallanıp dururlarken ışıkların açılmasıyla onları fark etmişlerdi . “Hangi akla hizmet açtılar ışıkları acaba” diye düşündü Subutay . Sonra birden “Koşuuun !” diye bir bağırış duydu . Bu Ata’ydı , Aylin’le beraber koşarak geliyorlardı . “Ama eğer onlar ışıkları yakmadıysa kim yakmış olabilir ki ?” dedi Subutay . Sonra Selin’in kolundan tutmasıyla irkildi . Zombiler Ataların peşinden geliyorlardı . Hep birlikte koşmaya başladılar , peşlerinde zombi sürüsü vardı . Çıkışa çok yakınlardı . Kamyonetleri de hemen dışarı da olmalıydı .

Kapıdan çıkıp hemen geri kapadılar kapıyı . Subutay kapıya yaslanıp ,gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı . Ata’nın “Hass…” demesiyle gözlerini açtı . Bulundukları caddenin iki tarafından da zombi sürüsü geliyordu . Kamyonet tam karşılarındaydı . Ama binebilseler bile aralarından nasıl geçeceklerdi ?

Zombi Hikayesi

21 May

“Talihsiz Zombi Hikayeleri”
1. Hikaye: Şadi Bey ve 72. Kat

00:35

Koyu kırmızı perdeler dışarıdan gelen rüzgar yüzünden dalgalanırken, ben işlemeli boy aynasının önünde giyiniyordum. Birazdan, aylar boyunca beni peşinden koşturan Bayan Kundera gelecek (ona en sevdiği yazarın adını takmıştım). Heyecanlıyım. Bir o yana, bir bu yana koştururken, odanın ortasındaki cam sehpayı yere devirdim ve yanan mumlar küçük çaplı bir yangına neden oldu.

Kalkıp camı kapattım. Şehir baştanbaşa çürüyordu. Aslında bu yok oluş zamanında benim bu tip gönül işleriyle uğraşmam vicdanımı sızlatmaktaydı ama ne yaparsın. Hayatım boyunca, yani onlar sağlıklı birer insanken bile hep aramızda engeller olmuştu. Yani onun dışında hiçbir şey umurumda değildi şimdi.

01.45
Kapı çaldığında tüm hazırlıklarımı bitirmiştim. Elerimdeki titremeye engel olup açtım kapıyı. Bayan Kundera kan kırmızı bir elbisenin içinde bana gülümsüyordu. Tüm bu güzelliği bozan şey bacağındaki bandajdı. İçeri geçti, bacağına ne olduğunu sordum “önemli değil”, dedi. Sustum…

03.59

Kâbus sanmıştım, yataktan fırladım, ter içinde kalmıştım. Gözlerim karanlığa alışınca onu gördüm, yüzü sanki üzerinden bir çöp kamyonu geçmiş gibi deforme olmuştu, elleri, titreyen elleri iki yana düşmüş, yaslandığı duvarın önünde hırıltılarla biraz önce kalktığım boşluğa bakıyordu. Sonra her şey, dış dünyanın tekinsizliği ve odanın karanlığı gibi kapladı her yanı: Sevdiğim kadın beni yemeye çalışıyordu.

04.12

Asansör bozulmuştu, ortalık öyle sessizdi ki, sanırım içki yüzünden her yanım ağrıyordu, kendimi zorlayarak lobiye kadar indim, bir koltuğa çöktüm. Birden gözlerim kararmaya başladı, sanki önüme kirli tül perdeler asıyorlardı, sonra ağrılar başladı. Bedenim ağrıların, eksikliklerin ve hatta bir yok oluşun tam merkezi gibiydi. Kendimden geçmişim.

05.39

Silah sesiyle uyandım. Baktım uzun boylu, saçları bembeyaz bir adam elindeki pompalı tüfeği bana doğrultmuştu, hemen kendimi yana attım. Adam küfürler ediyor ve arka taraftaki açık kapıya doğru bağırıyordu. “dur” dedim, “lütfen dur, bana da saldırdılar…” ama bunun yerine ağzımdan anlaşılmaz hırıltılar çıkmıştı, adamın tüfeğini doldurduğunu anlayınca kaçmaya başladım, ama öyle ağır hareket ediyordum ki. Sanırım yaşlı adam da, tek başına peşime düşmeye korkmuştu.

İşte her şey o anda anlama kavuştu, koridorda, o ikiye iki boyundaki aynanın önünde. Kendime baktım, baktım, baktım…
onlardan biri olduğumu görmek, her şeyden daha çok korkuttu beni…

Yeni Bir Dünya – Bölüm 10

21 May

Sanırım bizi takip etmişlerdi. Caddenin ortasına gelince, geldiğimiz yönden onlarca yürüyenin bize doğru gelmekte olduğunu görünce dehşete düştüm. Yürüme hızları göz önüne alınırsa bize ulaşmaları epey zaman alırdı. Hemen apartman kapısına yöneldik. Bir an önce içeri girmeliydik. Birkaç saniye sonra kapının sesi duyuldu, hafif aralanmış kapıdan korku dolu gözlerle Filiz bakıyordu. Bizi görünce sevindi, mutluluğu yüzünden okunuyordu şimdi. Hemen içeri girip arabaları içeri çektik. Merdivenleri çıkarıp dahanlığa koyduk arabaları. Tekrar kapının ardına barikat yapmamız gerekiyordu. Çabucak yığdık eşyaları ve kapıyı sağlama aldık. Hepimiz çok rahatlamıştık. Dizlerim titriyordu şimdi. Sanırım adrenalinim düşünce vücut normal tepki vermeye başlıyordu.

Dizlerimin bağı çözüldü, adeta olduğum yere çöktüm. Murat oturup duvara dayandı. Durmuş ise kusamaya başladı. Kızmadım ona. Elinde olan bir şey değildi ne de olsa. Onun karakteri böyleydi, ürkek büyümüştü. Yine de bugün yaptığı çok cesurcaydı. Bir süre sonra kusacak bir şeyi kalmayınca soluk soluğa doğruldu ve hiçbir şey söylemeden merdivenleri tırmanmaya başladı. Murat kalktı ve ona müdahale edecekti ki durdurdum. Bırak biz taşırız dedim. Filiz de yardımcı oldu, sürükleye sürükleye yukarı taşıdık arabaları. Erzak stoğumuz epey doluydu. Belki de iki ay yetecek kadar yiyeceğimiz vardı. Pilav ve makarna yemekten ölmezsek tabi. Ama arada çikolatalar cipslerde vardı. Onları da yok saymamak lazımdı.

Eve girdiğimde Durmuş annesine sarılmış öylece oturuyordu. Tansiyon hapını vermişti annesine, heralde yirmi kutu falan hap vardı, uzun bi süre ihtiyacımız olmayacaktı. Poşetten mama çıkarıp Serhat’a doğru salladım. Filiz’in gözleri dolmuştu. Sonra poşeti odanın ortasına döktüm, onlarca kutu mama vardı. Serhat da istikhakını almıştı, ona burada ölüm yoktu.

Herkes çok mutlu olmuştu. Tebrikleri kabul ediyorduk şimdi. Ta ki Negahan’ın insanı irrite edici sesi duyulana kadar. “Hiç şarap yok mu? Ne yanip su mu içeceğiz?” Negahan’a kızamadım çünkü kafamdan aşağı kaynar sular dökülmekteydi. Evet su içecektik ama biz su almayı unutmuştuk. Böyle bir aptallığı nasıl yaptık ki? Marketin derinliklerindeydi suların olduğu reyon. Öyle hatırlıyordum. İçerilere çok girmediğimiz için, korkunun da verdiği acele etme hissi bize suyu unutturmuştu.

Gidip su almamız gerekiyordu, yoksa bunca çabanın hiç bi anlamı yoktu. Suyumuz bitmek üzereydi.

Su almaya gitmem gerek…

devam edecek

Zombi hikayeleri, yeni zombi hikayeleri, zombi hikayeleri oku, The walking dead izle, yürüyen ölüler izle, yürüyen ölüler 1. sezon izle, yürüyen ölüler 2. sezon izle, yürüyen ölüler 3. sezon izle, yürüyen ölüler türkçe izle, the walking dead türkçe izle, zombi filmleri, warz, zombi filmleri izle, zombiler izle, zombi filmleri 2013 izle, zombi filmleri izle 2013, war z izle, zombi romanları, zombi hikayeleri, zombi hikayeleri oku, walking dead türkiye, walking dead türkçe izle, bedava warz oyna, warz bedava kupon, warz kuponları, ücretsiz warz oyunu, warz oyunu indirme

Yeni Bir Dünya – Bölüm 9

21 May

zs z combatHiç durmadan markete doğru koşmaya başladık. Etrafı kolaçan etmeyi de ihmal etmiyorduk. Durmuş’u arada bir kontrol etmek için arkama bakıyordum, yorulmuştu, her an düşüp bayılacak diye korkuyordum. Markete iyice yaklaştığımızda içim ürpermişti. Bir binanın en alt katındaki oldukça büyük bir marketti bu. Bütün cadde bu marketten alış veriş yapardı. Penceresi olmadığı için içerde ışıklar yanardı her zaman ama şu an ışıkları açık değildi.
Hava da kapalı olduğundan karanlık, halledilmesi gereken büyük bir meseleydi. Markete iyice yaklaşınca bir çığlık sesiyle irkildim. Kafamı kaldırıp bakınca, evin balkonunda süslü Nagehan’ın bizi görünce çığlık attığını anladım. Elimle sessiz ol işareti yaptım ama o hala yüksek sesle “Geldiler, geldiler!” diye bağırmaya devam ediyordu.

dark zombieHepsini başımıza toplayacak dedi Murat. İşaret ettim, doğru markete daldık. Giriş nispeten aydınlıktı ancak, ilerleyen kısımlar karanlıktı. Bu da oldukça tehlikeli ve korkutucuydu. Giriş tarafına yakın raflarda ne bulursak almaya başladık. Bozulmayacak şeyleri alın dedim. Makarna, prinç, bulgur vs vs. Piliç çevirecek halimiz yoktu. Hem doyurucu, hem muhafaza etmesi kolay şeyler almalıydık. Elektrikler şu an vardı ama yarın ne olurdu bilmiyorduk. Aydınlığın karanlığa karışmaya başladığı koridordaki raflarda aradıklarımızı bulduk. Karanlığa çok dalmadan işimizi halledebilirdik. Market arabalarını rafların önüne çekip elimize geçeni içine atıyorduk. Prinçler, makarnalar, bulgurlar, konserveler, nohut… Ulaşabildiğimiz raflarda cips çikolata gibi aburcuburlar da vardı, onları da attık arabaya. “Gidiyoruz.” dedim.

Ağzına kadar dolu arabalarla kapıya yöneldik. Kaldırımdan inip caddenin ortasına geldiğimizde balkondaki Nagehan’a işaret ettim kapıyı açmaları için. Yanımdakileri de uyardım, kapıya dikkat edin diye. Elektrik bağlıydı çünkü kapıya….

Yeni Bir Dünya – Bölüm 8

21 May

“Buradayım, buradayım!” dedi. Korkak piç diye geçirdim içimden. Şişe arıyordum dedi, gözlerindeki korku o kadar barizdi ki iki tokat atıp kendine getirmek istedim ama onla uğraşacak vaktimiz yoktu.
Şişeler nerede?
Bulamadım…
Hani arıyordun?
Bulamadım işte, plastik birkaç tane buldum ama onlar olmaz ki? Ukala yavşak…

Molotoflarımız işe yaramıştı ama sorun giderek büyüyordu. Az önce on beş kadar olan yürüyenler şimdi otuzu geçmişti. Etraftan olduğumuz yere doğru akmaya başlamışlardı. Yol açalım kendimize derken, daha fazlasını üstümüze çekmiştik. Açmaya çalıştığımız yol artık tıka basa zombiyle doluydu. Yine göz göze geldik Murat’la. Kapana kısılıyoruz dedi. “Ters yönden mi gitsek?” dedim, “Olmaz yol çok uzar.” dedi. Ben de zaten öylesine söylemiştim. Tam bir bilinmeyendi o taraf. Burada en azından düşmanı görebiliyorduk.

“Ne yapacağız Murat?”
“Abi aklıma bir fikir geldi. Yüklen molotofları.” dedi ve kucaklayabildiği kadar şişeyi kucaklayıp koşmaya başladı. Ben de aynısını yaptım. Kalan birkaç şişeyi de Durmuş alıp peşimize düştü. Yürüyenlere doğru koşuyorduk. “Ne yapmaya çalışıyoruz Murat?” dedim koşarken. “Abi takip et sen beni.” dedi ve kapısı açık beş altı katlı bir binaya dalıverdi. İçeride zombi olma olasılığı yüksekti. İtiraz etmedim ki zaten Murat da dinleyecek gibi değildi. Önce ben ardımızdan da Durmuş daldı. Hızla merdivenleri tırmanıyoruduk. Ne yapacağımızı anlamaya çalışırken Durmuş’un hırıltılı nefesini duyuyordum. Yağ tulumu korkak şişko.Neredeyse ölecekti, nefes alamıyor gibi bir hali vardı. Dairelerden birine daldı Murat, içeride ne var ne yok hiç umrunda değildi. Koşumuz balkonda son buldu. Sanırım anlamıştım ne yapacağımızı.

“Abi ip lazım.” dedi. “Nereden bulucağız ipi?” Durmuş salak salak bakıyordu. “Boş ver ipi.” dedi Murat. “Kemerlerinizi verin.” Hemen kemerimi çözüp verdim, Durmuş da çıkardı, pantolonu düşecek gibi oldu. Murat önce kendi kemeriyle bağlayabildiği kadar molotofu birbirine bağladı. Şişelerin etrafını sarmakta kullanıyordu kemeri. Aynı şeyi ben de yaptım. Şimdi elimizde sekiz ona şişeden oluşan üç tane molotof bombası vardı. Yürüyenler binanın önüne gelmek üzereydi. “Bekleyin!” dedi Murat. “Atın deyince atın.”

Normalde üç saniye sürecek yolu bir dakikada katediyordu bu yaratıklar. Bekleyişimiz uzun sürdü, belki de bize öyle geldi. Aşağıda, balkonun hizasına geldiklerinde, “Şimdi!” dedi Murat. Fitilleri tutuşturup ardı ardına aşağı bıraktık bombalarımızı. Önce Murat’ın, sonra Durmuş’un bombası düştü. Ben iyice isabet sağlayabilmek için biraz bekledim. Küçük çaplı bir atom bombası gibi patladı şişeler. Mantar bulutu gibi yükseldi. Alev, ardından çığlıklar, iniltiler kapladı sokağı. Uygun zaman olduğunu düşünerek ben de bıraktım bombayı. Süzülüp tam ortaya düştü, yine bir alev topu. Yangın iyice harlandı. Yangından kurtulabilen üç yürüyen görebiliyordum. Onlar da çemberin en dışında kalanlardı ama tutuşmaları an meselesiydi. Keza yananlar alev topu şeklinde sağa sola gidiyordu. Aynı anda gülümsedik, “Gidelim.” dedi Murat. Binadan çıkıp geri döndük, eczanede bıraktığımız malzemeleri aldık, koşarak halen yanmakta olan yürüyenlerin arasından uzaklaştık.

Yanık et kokusu ve ayaklarımızın altında kemik parçalarının kırılırken çıkardığı sesler…. Manzara gerçekten korkunçtu. Evin olduğu sokağın köşesine gelip durduk. Yine kolaçan ettim sokağı, kimsecikler yoktu. “Koşun!” dedim. Yine başladık koşmaya. Durmuş’un elinden malzemeleri aldım, onlarla hiç koşamıyordu.

Hedefimiz marketti. İşin büyük kısmını halletmiştik. Umarım market işini de halledecektik. Şansımız bol olsun…

devam edecek.

Yeni Bir Dünya – BÖLÜM 7

21 May

Kapının önüne dikkalitece bıraktık şişeleri. Cebimden çakmağı çıkarıp ilk şişenin fitilini ateşledim. Daha önce hiç molotof kokteyli atmamıştım, korktum bir an elimde alev alır diye, küçük bi şurup şişesiydi, olanca gücümle gelenlere doğru savurdum şişe havada süzülüp birinin kafasına düştü ama kırılmadı. Hay *mına koy*m…

Düşünememiştim, şurup şişeleri oldukça kalın camdan üretiliyordu kırılması biraz zordu, üstelik zombinin kafasına çarpınca hızı kesilmişti. Kısaca işe yaramamıştı. Murat’la göz göze geldik, Durmuş yoktu ortalıkta ama onu düşünecek değildim.
Biraz daha büyük bir şişe alıp ateşledim, bir daha savurdum bu sefer hemen önlerine düştü şişe parçalanıp büyük bir alev topuna dönüştü. İkisi tutuşmuştu yürüyenlerin ama pek umurlarında değildi. Gelmeye devam ederlerken üzerlerindeki yangın büyüyordu. Murat bir şişe daha uzattı. Bu baya büyük bir şişeydi, serum şişesi. Ama kapağı olmadığı için gazlı bezle tıkaç yapılmıştı ağzına. Yani havadayken dökülüp bizi de yakma durumu vardı. Dikkatli atmama gerekiyordu. Yaklaşmlarını bekledim, bu arada ateş birine daha sıçramıştı gelenlerin, birbirlerine yapışık yürüdükleri için birbirlerine ateş bulaştırıyorlardı. Ulaştırabileceğim uzaklığa geldiklerini gördüğümde şişeyi savurdum.

Zombinin göğsünde patladı şişe. Çok büyük bir alev topu içinde kaldılar. Şimdi beş zombi de cayır cayır yanıyordu. Yanık et kokusu doldurdu havayı bir anda. Ama gelmeye devam ediyorlardı. Birkaç adım sonra içlerinden biri yere kapakladı ve bir daha hareket etmedi.

Birkaç adım sonra biri daha devrildi. Ve ardından biri daha. İşe yarıyordu işte. Diğerinin düşmesi de uzun sürmedi. Son olarak içlerinde en iri kıyım olanı, eczanenin kapısına yani bize beş on metre kala düştü. Sürünmeye çalışıyordu ama önce ayağı koptu, biraz sonra da kolu. Sürünemedi olduğu yerde yanıp tükendi…

Durmuş geldi ardından. Nerdesin sen?

Yeni Bir Dünya – Bölüm 6

21 May

Evet şimdi baya büyük bi problem vardı. Bu beş yürüyenle başa çıkmam olanaksızdı. Elimdeki kürekle ne yapabilirdim ki? Silahımız olsa bu kadar yavaş yürüyen şeyleri güle oynaya kafalarından çivileyebilirdim ama kürek vardı sadece… Murat’a baktım, o da bana baktı. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Durmuş titriyordu, sanırım o da bize sorun olacaktı. Çünkü kilolu olduğu için çok uzun koşamıyordu. Geri dönüp ters istikametten eve dönmek seçenekler arasındaydı ama yol çok uzayacaktı, yağmurdan kaçarken doluya tutulma ihtimalini göze alamazdık.

Aklıma bir şey geldi. Kafamla işaret ettim ikisine de, geri dönüp koşmaya başladık. Nereye gittiğimizi bilmiyorlardı ama ikisi de soru sormadı sanırım bana güveniyorlardı. Az önce çıktığımız eczaneye geri döndük. Ne yapacağız burada dedi Murat. Alkol bulun dedim. İçinde alkol olan yanan herşey olur. Kolonya, saf alkol vs vs. Rafları talan ettik. İşe yarar bişeyler bulduk ama niyetim molotof yapmaktı. Bize şişe lazım dedim. Şişeyi nerede bulacağız? Durmuş’a büyükçe şişe bul dedim, şuruplar boşalt bulabildiğin her şeyi bul getir çabuk. Hemen işe koyuldu. Biz de elimize geçen her şişeyi yere boşaltmaya başladık. Burada başka şişe yok dedi Durmuş, arka tarafa bak dedim orada vardır.

Hemen arka tarafa geçti, unutmuştum onu uyarmayı. İçeride eczacı vardı… Zombi eczacı. Ama sonra düşündüm adam kafasını bile oynatamıyordu. Tehlike arzetmez dedim, tabi Durmuş gidip adamın üstüne oturmadığı sürece. Ben bunları düşünürken Murat hızlı biçimde boş şişeleri molotofa çeviriyordu. Derken içerden Durmuş’un çığlığını duydum. Durmuş diye seslendim, tamam tamam bişey yok, korktum bir an dedi. Fazla yaklaşma sen yine de dedim. Murat anlamsızca yüzüme bakıyordu. İçeride yarım bir zombi var deyip sırıttım. Bir an irkildi. Korkma sade gözlerini oynatabiliyor, adam bitik dedim. İşine devam etti. Durmuş gecikince tekrar seslendim. Geliyorum dedi sadece. Arada bir kapıya çıkıp kolaçan ediyordum sokağı, epey yaklaşmışlardı.

Çok zamanımız yok, denemeye başlayalım dedim Murat’a. Şişeleri kucaklayıp kapının önüne çıktık…

devam edecek.

Yeni Bir Dünya – Bölüm 5

21 May

Bir kaç saniye sonra eczanenin kapısında buldum kendimi. Zaman durmuştu sanki, kapıya yaslanıp nefes almaya çalıştım. Sanırım kendime geliyordum. İçeride Durmuş ve Murat’ı gördüm. Hızlı hızlı rafları inceleyip bir şeyler alıyorlardı. Ne işe yaradığını bildiğiniz herşeyi alın, ağrı kesici, sakinleştirici, yara bandı, batikon vs vs. Beni duymamış gibi yaptılar, poşetleri hızlıca dolduruyorlardı. Az sonra tamam dedi Murat gidelim, kapıdan çıkarken mama aklıma geldi. Serhat’ın maması dedim, birbirimize baktık. Unuttuk dedi Murat, tekrar içeri döndük, raflarda mama olabilecek bişeyler arıyorduk ama yoktu. İlaç dolaplarının arka kısmında bir bölüm olduğu açıkça belliydi. Kapısı falan yoktu. İçeri koştum, tam karşımdaki rafta kutu kutu bebek maması diziliydi. Cebimdeki battal boy çöp poşetini çıkarıp rafa uzandım. Arkamdan gelen sesle irkilene kadar 3-5 kutu mamayı poşete indirmiştim bile.

Sese doğru döndüm, manzara insanın aklını kaçırmasına yeterde artardı bile. Birkaç ilaç almak için gelmiştim buraya, samimyetim yoktu sadece simaen tanıyordum. Ama şimdi çok farklı gözüküyordu eczacı. Bir bacağı hiç yok, diğeri kalçadan sadece bir kemik çıkıntısı olarak kalmıştı. Kolları muhtemelen omuzlarından kopuktu, üzerindeki beyaz önlük siyahla kırmızı arası bir renkte olduğu için seçmek zordu. kanepede öylece uzanıyor ve bana bakıyordu. hırıltılı bir sesi vardı. İnliyor gibiydi. sadece başını oynatıyordu ama onuda çok yavaş yapabiliyordu. Bir adım atıp vazgeçtim. Onu öldürmeyecektim. Zararsızdı. Tekrar mamalara yöneldim, poşeti doldururken arkamı kolçan etmek gereği hissediyordum sürekli ama onun kanepeden kalkacak hali varmış gibi görünmüyordu hiç.

Tekrar ön tarafa döndüm, başlar aynı anda tamam anlamında sallandı. hızlıca dışarı çıktık. Ortalıkta kimse yoktu yine. Az önce geldiğimiz yönden geri dönecektik umarım orda bıraktığımız yürüyenler gitmişlerdir diye geçiriyorudum içimden. Kalbim yine hızlanıyordu. Koşarak devam ettik. Ta ki onlara rastlayana kadar. On beş kadar yürüyen yolu kapatmış bize bakıyordu. Sonra harekelendiler. Biraz önce kürekle haklarından geldiğim için yine kendime güveniyordum. Bir kaçını indirip yanlarından sıyrılmamız yeterdi. Biz zombi avcısı değildik ne de olsa.

Koşun dedim yine. Durmuş soluk soluğa en arkadan takip etmeye çalışıyordu. Eczaneye yaklaşırken kalırıma attığım kanlı küreği tekrar aldım elime. Durmayın sakın dedim Murat ve mama poşetini de ona verdim. Bana bir şey olursa Serhat Bebek mamasız kalmamalıydı. Ben adımlarımı hızlandırıp onlardan koptum niyetim onlara yol açmaktı. En önde üzerine gelmekte olan yürüyenin tam ağzının ortasına diklemesine yerleştirdim küreği, kafası ayrıldı. Küreği çıkardığımda başının üst kısmı ayrılıp düştü, ardından da kendisi. Bir diğerinin karnına sapladım küreği. Yapatığımın yanlış olduğunu düşündüm. Sadece başlarından vurmak gerekiyor diye biliyordum, küreği geri çektim ve iç organlarıyla birlikte ne var ne yoksa dışarı döküldü. Bir kez daha kürekle gırtlağına vurdum. sütlaca kaşık batırmak kadar kolaydı, kafası arkaya doğru düşüverdi. Şimdi önümde beş tane yürüyen vardı. Birbirlerinden ayrılmadan geliyorlardı. Hepsini birden öldürmem olanaksızdı.

Yeni Bir Dünya – Bölüm 4

21 May

Arkamdakilere acele edin dedim, tek sıra halinde sırtımız duvara vererek hızlı ama küçük adımlarla yürüdük.Gözüm durmuş un üstündeydi bi yandan. Umarım işi batırmaz diye dua etmekten başka bişey gelmiyordu elimden. Apartman kapısının sesini işittim bir an, uyarmama rağmen hızlı kapatmıştı Filiz. Boş sokakta yankılandı ağır demir çarpışması sesi.

Şimdi caddedeyiz. Aşağı doğru yürüyüp tekrar sola dönmemiz lazım, bir arka sokağa girebilmek için. Önümüzde geçmemiz gereken 400-500 metre var nerdeyse. Duvar diplerinden hızlı hızlı sessizce yürüdük. Önünden geçtiğimiz binaların alt katlarının bazılarında yürüyenleri farkettim. Onlar da bizi farketti ama ilgilenmediler. Çok yavaşlar. yolda hiç yürüyenle karşılaşmamak bizim için çok büyük bir şans oldu. Köşeyi dönmeden önce kafamı uzatıp kolaçan ettim. Sanırım çok büyük bir sorunumuz var. Sokağın ortasında en az sekiz tane yürüyen bukalemun hızında amaçsızca sağa sola gidip geliyordu.
Sanırım açlıktan ölmek üzereydiler. Ya içlerinden geçecektik ya da gitmelerini bekleyecektik. Ya gitmezlerse? Sokak ortasında dört bir tarafımızdan gelmeleri kaçınılmazdı. Acele etmeliydik. Yürüyün dedim. Murat hiç tereddüt etmeden peşime düştü, durmuştan acayip bir ses çıktı, duraksadı ama çaresiz kalıp düştü peşimize. Yürüyenlere doğru yürüyorduk şimdi. Bizi farkettiklerinde şaşırmış gibilerdi. Bir an hepsi birden duraksadı. Belki de günlerdir canlı insan görmemişlerdi. Adımlarımız hızlandı, aramızdaki mesafe kısaldıkça adrenalin bütün vücudumu ele geçiriyordu. Kalbim yerinden çıkıp ağzımdan dışarı düşecekti sanki. Yürümeye devam ettik. Az ilerde çöp bidonunu yanında küçük bir kömür küreği gözüme ilişti. Sapı da kendisi de oldukça ufak bir kürek ama şu an çok önemli bir silah olabilirdi. Yerden alıp yarı koşar yarı yürür biçimde yola devam ettim. Murat’a sakın durmayın siz devam edin dedim. Bu yaptığıma inanmakta zorluk çekiyordum. Asla bu kadar cesur olabileceğim aklıma gelmezdi. Sanırım adrenalin beynimi ele geçirmişti. Burnuma çürümüş et kokusu gelmeye başladığında, aramızda bir kaç adım mesafe vardı ki, küreği rastgele en öndeki yürüyene doğru savurdum. Tok bir sesin ardından olduğu yere yığıldı. Bir kez daha savurdum yüzünde patladı bir diğerinin o da yığıldı. Ölüp ölmediklerini bilmiyordum. Niyetim öldürmek değildi zaten, etkisiz hale gelmeleri yeterliydi. Koşun dedim Murat’a, eczaneye kadar durmayın. İlk ikisini düşürünce kendime bi güven gelmişti.

Arkada iki tane daha geliyordu diğerleri biraz daha gerideydi. Küreği bir kez daha salladım. Soldakinin boynunda et parçaları saçıldı etrafa ama hala ayaktaydı. Allahtan yavaşlardı yoksa diğeri çoktan işimi bitirmiş olurdu. Bir kez daha salladım küreği bu sefer kırılmış dal gibi yana düştü kafası işi bitmişti. Diğerinin kokusu o kadar yakından geldi ki bir an irkildim. O an onu unutmuştum. arkamı dönememle burun buruna gelmemiz bir oldu. Refleks olarak iki adım geri atıp küreği tam alnını ortasına indirdim. Kemik parçalarıyla birlikte et parçaları saçıldı yine. Çekip bir kez daha vurdum sırt üstü devrildi. Bu da tamamdı. Koşmaya başladım. Murat ve durmuş ortalıkta görünmüyorlardı. Diğer yürüyenlerin yanından koşarak geçtim. İniltileri çalındı sadece kulaklarıma, ardımdan baka kaldılar muhtemelen.

devam edecek

Yeni Bir Dünya – Bölüm 2

21 May

Benden başka apartman sahibi yaşlı Nigar Teyze ve mülayim oğlu Durmuş, bir alt komşum Yeliz ve kucağında yirmi günlük bebeği Serhat var. Yan diarenin arızalı modeli Nagehan var bir de. Artis… Yok öyle artis değil, sorunlu bi tip. Hiç evlenmemiş, güzel de bi kadın çok seksi ama ukala ve kibirli. Ve içinde bulunduğumuz şu durumda bile hala bu özelliklerini koruyor. İsminin Arif olduğunu öğrendiğim biri daha var. Telaşla koşarken çarpıştık apartman kapısının önünde, etrafta yürüyenler vardı, direk dalmıştık beraber bizim apartmana, o günden beri burda. bir de Murat var, yirmi beş yaşında, çok konuşkan bir tip değil onu da sokakta koşarken gördüm balkonda ve eve yönelnedirdim. Nerdeyse apartmana gireceklerdi onu içeri almak için kapıyı açtığımızda, zor oldu ama kurtardık onu da.

Dediğim gibi, sigarm bitmek üzere. Ama bitmek üzere olan başka şeyler de var. Mesela Nigar Teyzenin tansiyon hapı, hatta 2 gün önce bitti. Evlerden toplladığımız damacanalardaki sular ve yiyecek. Bir belki iki gün daha idare edebiliriz sonrası meçhul. Burdan gitmek mi yoksa kalmak mı zor onu çözebilirsek kendimize bi harita belirleyeceğiz ama kimse apartman kapısından çıkmayı düşünmüyor şu an. Bekleyelim bakalım…

Öncelikle Nigar Teyze’nin tansiyon hapını bulmamız gerek. Durmuş çok endişeli, Nigar Teyze bitkin, iki gündür ilacını alamadı. Gidip ilaç bulamazsak ölebilir. Çok fazla zamanı yok. Ama Durmuş çok korkuyor. Söz konusu annesinin hayatı ama o cesaret edemiyor. Nigar Teyze de gitmesini istemiyor. Anne oğlunu düşünüyor ama oğlu annesini pek düşünmüyor. Dün akşam zorladım çıkıp ilaç bulalım diye ama annesinin gitmesini istemediğini söyledi. Bunun ardına sığınıyor. Korkak piç. Kalıbına tüküreyim senin.

Yeliz oğlunu emdiriyor ama yeterli değil sanırım. Çocuk sürekli ağlıyor ona da mama bulmamız lazım. Murat hiçbir şeyden şikayetçi değil. Sigara içmiyor, yemek bile yemiyor diyebilirim. Suya da çok ihtiyacı yok sanki. Nagehan sanırım kafayı yedi. Dün banyo da makyaj yaparken gördüm onu. Tuhaf davranıyor, sanırım piskolojisi iyice bozuldu.

Nigar Teyze fenalaştı birden. Yok bu böyle olmayacak. Durmu’şu kolunda tutup sarstım, gözlerimdeki kızgınlığı sanırım farketti. Çektim balkona çıkardım. “Bak olum, annen seni seviyor ve sana bişey olmasın diye gitme diyor, sen de bunun ardına sığınıp götünü kaldırmıyorsun, bu mu senin anne sevgin?” Sesimin tonundan ürkütüğü belli oluyor her halinden. Çok mülayim bir çocuk. Otuz yaşlarında ama çocuk gibi. Anlıyor musun beni dediğimde, gözleri doldu. Başını salladı. O zaman çıkıp ilaç alacağız, Serhat için mama alacağız, bir de erzak ve sigara denk getirirsek gerisi allah kerim…

Murat içerden bizi izliyordu. Sonra o da geldi yanımıza. Sanki herşeyi duymuş gibi. “Hadi gidelim” dedi. Şaşırdım. Gözü pek bir çocuk belli ama bi plan yapmadan olmaz dedim. İntihar etmiş oluruz. Bburda kalanların tek umudu biziz. İhtiyaçlarını getirmemiz lazım yoksa yaptığımız şey aptalca bi cesaret gösterisi olur.

İkisi de onayladı başlarıyla. Gelin dedim. İçeri yürüdüm. plan yapalım.

devam edecek.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.